Thursday, November 22, 2007

Saatlik Ucret

Bu bir duyurudur.

Herkes bilsin ki artik "saatligi 1 dolarlik Bangladesli ucuz isci" donemi geride kaldi.

Bana buna benzer yakistirmalar yapanlar umarim utanirlar, cunku canim sirketim Siemens A.S.'nin bana bictigi saatlik danismanlik ucreti tam 55 YTL!!

Bundan sonra hizmetlerimden faydalanmak isteyen herkese duyurulur.

Saygilarimla

Thursday, November 15, 2007

Silver Jubilee

25 oldum anasini satayim. Yani gavurlarin deyimiyle bu hayattaki "silver jubilee"mi tamamladim. Bundan sonrasi yokus assagi.. Hayirlisi olsun, darisi henuz 25 olmayanlarin basina.

Saturday, November 10, 2007

Mutluluk

1881-10/11/1938

Mutlu Olamamak

Basliga bakip da hemen fikir yurutenler icin oncelikle soylemeliyim: yasamakta oldugum sekilde yasadigim ve yasayabildigim icin minnettarim (her kime minnettar olmam gerekiyorsa).

Minnettarim ama soyle de bir sey var; insanlik hali -belki de benim simarikligim-, gunluk hayat icinde bu minnettar olma durumu pek sik gelmiyor aklima. Yapi itibariyle de biraz kolay sikayet eden, mutsuz olan birisi oldugum icin, benim icin mutsuz olmak mutlu olmaktan her zaman icin daha kolay olmustur. Bu sebepten dolayi "varsayilan" ruh halim icin ekseriyetle, mutsuz diyebiliriz.

Adam olmam lazim biraz.. daha da olgunlasmam lazim ama nasil olacak bilmiyorum. Belki de bu aralar soyle temizinden bir dayak istiyor olabilirim ama ne olursa olsun yine bir eksiklik ve icimde bir sikinti var. Hayirlisi olsun.

Sunday, October 28, 2007

Hipi Edebiyatci

Oncelikle is guc, hayat kavgasi, ekmek mucadelesi derken, yavrum gibi sevdigim, benim ic buhranlarimi, icimde kopan firtinalari yansitan biricik blogumdan uzun bir sure ayri kaldim. Bundan sonra canim blogumu boyle ihmal etmeyecegim. Ihmal edersem beni uyariniz, hatta beni rencide ediniz.

Is hayati iyi hos ama dusununce -kendi isini yapmiyorsan eger- birilerinin daha iyi bir yere gelmesinin senin uzerinde olumlu etki yaratmasi ihtimali icin calisiyorsun.

Bu derin tespitimin uzerine hipi bir edebiyatci olmaya karar verdim. Herkesin haberi olsun. Hipi olmak icin biraz cabalamam gerekecek cunku ne yazik ki yapi itibariyle huysuz, huzursuz, paranoyak vs. bir kisiyim ve hipilik icin onkosul olan birtakim ozelliklere sahip olmadigim bariz. Ama caba gosterecegim.

Edebiyatci olma kismina gelince o konuda calismalara basladim bile! Erken ronesans doneminin bircok basyapita ilham kaynagi omus onemli eserlerini okumaya basladim. Boccacco'nun Decameron'u olsun, efendime soyleyeyim, Geoffrey Chaucer'in Canterbury Hikayeleri olsun, Dante'nin İlahi Komedyasi olsun hepsini aldim. Bunlar biter bitmez ronesans eserlerine, ondan sonra aydinlanma cagina, sonra romantiklere, sonra da modern edebiyata gececegim. Metodik bir insan olarak, once altyapimi gelistirmem gerek diye dusundum. Kritiklere, yorumlara henuz girismeyecegim, haddimi bilecegim. Bu arada metodik olmak da hipilik icin uygun bir ozellik olmasa gerek, daha ziyade spontane olmak gerek sanki.

Yazinin basinda is hayati demisken, cuma gunu sirkette happy hourda viskileri arka arkaya cakarken patron soyle bir laf etti:

"Seckin, haftaya ofiste olmayacagim, yurtdisindayim.. donunce seninle bir konusalim" (ta obur pazartesiden bahsediyor)

Acaba ne diyecek adam.. belki de happy hourda fazla dagittim farkinda olmadan, o konuda uyaracak ya da maasima zam yapacak, belki de kovacak. Hayirlisi bakalim.

Is hayatiyla ilgili olarak, kendime Pink Floyd'dan Welcome to the Machine isimli parcayi armagan ediyorum. Boyle de asiyim, isyankarim.


Thursday, September 27, 2007

Ruyada Kosamamak

Hicbir ruyamda kosamiyorum. Yani, gordugum herhangi bir ruyada, ne zaman kosmam gerekse, bacaklarimda bir yorgunluk hissediyorum ve kosmaya calisinca tek yapabildigim dertli bir bicimde agir agir yuruyebilmek.

Bu durum ne anlama geliyor acaba, psikanalitik yorumu nedir, ruya tabiri nedir?

Ayni dertten muzdarip baskalarinin da oldugunu biliyorum. Lutfen bir araya gelelim, bunu tartismaktan korkmayalim. Ancak bu sekilde ruyalarimizda rahatca, firtina gibi, Ridvan gibi, Metin Tekin gibi kosabiliriz.

Monday, September 24, 2007

Dernek Calismalari

Bir kısmınızın bildigi gibi, gecen hafta boyunca Istanbul'daydim. Neden Istanbul'daydim peki? Sizlere "egitim var" gibi bir seyler soylemek durumunda kaldım, ama simdi soylememde hicbir sakınca yok, gercek bu degildi. Gercegin ne olduguna gelince:


Bizim dernegin kongresi vardi ona katildim.

Bu toplantimizda cok onemli konulari konustuk, fikir alisverisinde bulunduk, beyin firtinasi yaptik ve sonunda onemli kararlar aldik.

Kongre bittikten sonra bir de ne goreyim? Malatyaspor kafilesi kamp yapmaya otele gelmesin mi? Topraklarimi otelde gorunce biraz daha kalayim dedim. Gidip kendimi tanitip Seytandereli oldugumu soyleyince sagolsunlar cok itibar ettiler, beni onursal baskan ilan ettiler.

Boylelikle, kaldigim "The Green Park Hotel" hem "Anadolu Yakasi Hafriyatcilar ve Damperli Kamyoncular Dernegi"ne hem de Malatyaspor kafilesine ev sahipligi yaparak, Istanbul'un en luks oteli oldugunu kanitlamis oldu. Burdan isletmecileri tebrik ederim.

Tuesday, September 11, 2007

Yeni Yatirim

Almanya'daki yatirimlarima bir yenisini eklemenin hakli gururunu sizlerle paylasmak isterim.

Almanya'da, Dogan kardesimle beraber "Hukuk Burosu" actik. Bu konuda sikintiniz olursa size hizmet vermekten memnuniyet ve gurur duyariz. Yalniz ilk is olarak, tabelaciyi mahkemeye verecegiz gibi gorunuyor. Zarif, modern, rafine ve sade ismim tabelacının tek bir hareketiyle kaba, kiro ve komik bir hale gelmis.

Bu ortaklik konusunda bana yardimci olan, yine benim gibi rafine ve salon adami Mehmet Yagli kardesime tesekkuru borc bilirim.


Madem Iyisin

Bertolt Brecht'ten tokat gibi bir siir.. Okuyun ibret alin.

Madem Iyisin

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin.

Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını,
Peki gözettiğin kimin ki?
Dostluğuna diyecek yok ya,
Dostların kimler?

Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.


Bu şiirin ingilizcesini bulana 100 bin lira.

Monday, September 10, 2007

Amerika Acik 2007

Artik bildiginiz gibi bir isim gucum oldugu icin, her gun ekmek kavgasinda, hayat mucadelesinde oldugum icin bu turnuvayi hic izleyemedim. Zaten turnuva Amerika, New York, Flushing Meadows mevkiinde yapildigindan maclar abuk saatlerde oynaniyordu..

Maclari izlemedim ama Federer'in haberlerini aldim. Bizim Fedon rakiplerin ustunden tir gibi gecrken bir de ne olsun? Havali matkapci kollari olan Nadal, Ferrer'e elenmesin mi.. Bu arada hanimlarda da turnuva devam etmekteydi tabi ki.. Hanimlarin favorilerinden Sharapova erken bir turda elenince orayla ilgim zaten direkt kalmadi. Ama hanimlar tarafinda da Justine Henin'in set kaybetmeden finale ciktigindan haberdardim. Finale cikarken, ufacik haliyle, Serena ve Venus Williams kardesleri eleyip finalde de Kuznetsova ile karsilasti. Finalde de Kuznetsova'yi 6/1 ve 6/3 luk 2 setle ezip gecti. Ilk tur maci mi, final mi belli degil..

Erkeklere geri donecek olursak, Fedon'un finaldeki rakibi sakaci, taklitci, sempatik Sirp kardesimiz, 1987 dogumlu Novak Djokovic oldu. Maci Federer 7/6, 7/6, 6/4 alarak sampiyon oldu ama onun bunun taklidini yaparak herkesin sevgilisi olan hatta taklit ettigi Sharapova'nin da destegini alan Djokovic benim fikrime gore Federer'i oldukca zorladi. Mac 3 sette bitmesine ragmen ilk 2 setin tie breakle bittigini dusunursek, aslinda oldukca yakin bir mucadele oldu. Federer'in 119 sayisina karsi Djokovic 103 sayi aldi ki, 3-0 biten bir mac icin gayet az bir fark. Burda onemli olan nokta, bana gore tenisin guzelligini ortaya cikaran nokta ayni zamanda, gerekli sayilari alabilmek. Ornegin, tecrubesiz Djokovic ilk sette 5 set puanindan yararlanamayinca ilk set tie-break'e kaldi ve Fedon tabi ki affetmedi.

Bana gore Djokovic'in gelecegi parlak, onu acik.. Gelecek sene Grand Slam kazanirsa sasirmamak lazim.. Belki de Federer'e rakip Djokovic olur, Nadal 3.luge iner.

Federer icin soylenecek fazla bir sey yok: 2 sene ustuste 4 grand slamin hepsinde final ve bu oynadigi finallerin 3'unde sampiyonluk.. Masallah.. Sampras abimizin 14 grand slamlik rekorunu utanmasa 2008'de kiracak gibi gorunuyor.

Bu arada maci izlerken kameralar esrarengiz birisini gosterdi. Basinda bir esarp (Sophia Loren usulu), gozunde gunes gozlukleri vardi.. Bana ismi "Zey" ile baslayip "Han" ile biten birisi gibi geldi.

Sunday, September 9, 2007

Luciano Pavarotti

Ekmek kavgasi, hayat mucadelesi derken blogumdan cok uzun suredir ayri kalmistim. Bu ayrilik esnasinda olan bir olaya ise asla kayitsiz kalamazdim.. Bu yazimin da, geri donecegime inanmayanlara ders olmasini dilerim.


12 Ekim 1935 - 6 Eylul 2007

Icra ettigi sanatla hic alakamiz olmamasina ragmen (ozellikle Turk halki) olumune cok uzulduk hatta sasirdik. Meger pankreas kanseriymis adamcagiz.

Ben gercekten cok severdim kendisini, hatta tanismamiz da su sekilde olmustu: Italya 90 Dunya Kupas'sinin resmi muzigi/sarkisi artik her neyse, Puccini'nin Turandot operasindan Pavarotti Amcanin icra ettigi "Nessun Dorma" (None Shall Sleep) aryasiydi. Ben de o zamanlar Dunya Kupasi yayinlari esnasinda bu parcayi duyup cok begenmistim. Nasil oldu bilmiyorum ama bir sekilde sarkinin adini ve Pavarotti diye birinin soyledigini ogrenmemle birlikte annemden bu sarkinin oldugu bir album istemem bir olmustu (aynen oyle, ikisi ayni anda oldu). O zamanlar tabi YouTube yok, oyle aklimiza eseni dinleyelim, izleyelim. Neyse efendim o gunden sonra cok sevdim Pavarotti amcayi, sonra zaten turneye de ciktilar Domingo ve Carreras ile ve iyice yer etti bilincimde.

Sonuc olarak ne diyelim, topragi bol olsun, mekani cennet olsun. Allah rahmet eylesin.

Kucuk Husamettin de yetim kalmis oldu.


Wednesday, August 22, 2007

Uzun Ara

Bloguma istemeden de olsa uzun bir sure ara verdim. Bu kadar ayrilik yeter, yeni sezonda bomba gibi donecegim. Yeni serilerle, eski serilerimin devamlariyla karsinizda olacagim.


Hasret bitiyor, Diego geliyor!

Thursday, July 26, 2007

Afrika Sicagi

Havanin sapittigi bugunlerde aklima eskilerden bir reklam cingili geldi. Video kiraladigimiz yillarda, videolardaki reklamlarda olurdu bu. Sicaktan bunalan insanlar Raks Vantilatorle serinlerdi:

Hava sıcak yaz yakıyor
Raksla mevsim bahar oluyor
Sıcak gidiyor soguk geliyor
Raks mevsimlere hükmediyor

Ikinci dize "raksla sanki bahar geliyor" da olabilir.. Son dize de "raks mevsimlere hiz veriyor" muydu yoksa.. "mevsimlere hiz vermek" salakca oluyor aslinda.

Yanlis Anlasilmis Sarki Sozleri

Bu sarkiyi hic gulerek dinleyecegimi dusunmezdim.



Eddie Abime ve butun Pearl Jam uyelerine burdan selamlar saygilar.. Cocuklar sizi sevdiklerinden yapmis Eddie Abi, kizma.

Friday, July 20, 2007

Gercek 80'ler

Gercek 80'lerde bu sefer, 80'lerin en unlu balladlarindan, Lionel Richie'nin Hello adli sarkisiyla karsinizdayim.

Sarkimizin sozleri gibi klibi de cok acikli. Lionel Abi bir sanat okulunda ogretmendir. Sanat okulu saniyorum cok amacli bir sanat okulu; cunku ogrenciler drama, heykel, bale gibi derslerin hepsini birden aliyorlar. Anlayabildigim kadariyla Lionel Abi de drama hocasi ve âmâ bir ogrencisine tutulmus. Kizin gozleri gormedigi icin surekli pesinde dolasiyor, takip ediyor. Bu arada sarki da soyluyor ama kiz duymadigi icin anliyoruz ki, sarki onun icinde kopan firtinalari simgeliyor. Kizimiz ise her dersinde cok basarili, arkadaslari tarafindan da cok sevilen birisi. Kisacasi okulun en populer kizi. Bu umutsuz askin donum noktasi Lionel Abinin kizi gece aramasi ve telefonda "Hellooooouuu... is it me you're looking for?" demesi.. Klibin sonu ise benim fikrime gore, tek kelime ile muhtesem. Gercek askin tarifi daha guzel yapilamazdi.

Tesekkurler Lionel Abi.. Simdi butun asiklari piste davet ediyorum



Siradaki sarkimiz her ne kadar 1979 (kasim) cikisli olsa da 80'lerde populer olmus bir sarki. Sonradan Suede'in de coverladigi bir calisma. The Pretenders - Brass in Pocket

Monday, July 9, 2007

Vanilla Sky OST

Dun, eskiden TGRT su anda Fox TV olarak hizmet veren kanalda Tom Cruise abimin oynadigi "Vanilla Sky" adli film vardi. Filmin diger oyunculari Kurt Russel abim, Penelope Cruz, Cameron Diaz ve "My Name is Earl" denen dizideki Earl Hickey abiydi.

Zevkler ve renkler tartisilmaz ama Tom Cruise ve Penelope Cruz demisken soylemeden gecemeyecegim: 3. Katie Holmes 2. Penelope Cruz 1. Nicole Kidman diye gider siralama. Yani gitgide kotuye gittin. Bunu iyice belle Tom Abi. Yahu sen scientology diye kafayi kirmadan once ne delikanli abimizdin be Tom Abi. Top Gun'da giydigin deri ceketi gittim aldim, dusun artik... Ama simdi iyice balatayi siyirdin.

Yazinin basligindan anlasilabilecegi gibi konudan oldukca sapmis durumdayim, hemen toparlayayim. Amacim filmden degil soundtrackten bahsetmek. Yillar once filmin soundtrackini cok sevdigim, cok muhterem birisinden odunc alip dinlemis ve -ayiptir soylemesi- hemen bilgisayara atmistim. Sonra bilgisayar coktu, format yedi, bu album de tarih oldu gitti (valla lan, federallerden korktugum icin demiyorum).

Soundtrackte Radiohead'den Bob Dylan'a, Sigur Ros'tan Jeff Buckley'e bir cok sanatcinin calismasi (Kral TV VJ'i) yer aliyor. Ben ise sizlerle Josh Rouse'dan Directions ve Peter Gabriel'den Solsbury Hill adli calismalari paylasacagim.

Aslinda Peter Abinin Solsbury Hill adli sarkisini apayri bir baslikta incelemek gerekebilir. Bu sarkinin Peter Abinin Genesis'ten ayrilmasini konu aldigi soylenir. Bakiniz ne guzel demis Peter Abi sarkida:

i was feeling part of the scenery
i walked right out of the machinery
my heart going boom boom boom
son, he said, grab your things i've come to take you home

Bu sozlerle bir kismimizin gonul telini titrettigi muhakkak.

Peter Gabriel - Solsbury Hill


Josh Rouse - Directions


NOT: Aranizda birisi var, ismi lazim degil, bir halti begenmiyor, sakin cikip "yok sevmedim, begenmedim" demesin.

Sunday, July 8, 2007

Wimbledon 2007

Hanimlar finalinden bahsetmeyecegim bile cunku cok kotu bir final oldu. Venus Williams, Marion Bartoli'yi 2-0 yendi ve 4. kez Wimbledon sampiyonu oldu.

Erkekler finalinde ise ezeli rakip ebedi dost iki tenisci bir kez daha karsi karsiya geldi. Bundan yaklasik 4 hafta kadar once Roland Garros finalinde karsilasan Roger Federer ve Rafael Nadal bu sefer Wimbledon'in catisiz merkez kortunda karsi karsiya geldi.

Bu seneki Wimbledon yagmur nedeniyle oldukca aksadi. Ornegin normalde sadece kadinlar finalinin olmasi gereken cumartesi gunu 2 finalistimizin yari final maclari da oynandi. Nadal son 5 macini, 5 gun ust uste oynadi. Yari finalde karsilastigi rakibi Djokovic ise 4 ve 4.5 saatlik iki maci ustuste 2 gun oynadiktan sonra, Nadal ile oynadigi yari final macinin 3. setinde setlerde durum 1-1'ken, sakatlanip maci birakmak zorunda kaldi.

Finale geri donecek olursak, Federer bu finali kazanmasi halinde ardarda 5. Wimbledon sampiyonlugunu kazanarak efsane Bjorn Borg'un rekorunu egale edecekti. Maca Bjorn abim de gelmisti. Yaslanmis ve sari saclari beyazlamis olsa bile hala yakisikli ve aslan gibiydi Bjorn abi. Pete Sampras Borg'un rekorunu kirmaya oldukca yaklasmisti ve 1996 yilinda kazansaydi arka arkaya 8 Wimbledon sampiyonlugu gibi kirilmasi imkansiz bir rekor kıracakti. Neyse, Sampras 1996'da kaybetti ve zaten tenisi birakti.. Gun Federer'in gunu..

Maca Federer oldukca hizli girse de Nadal Federer'in hizini kesti ve ilk set tie break'e kaldi. Tie break'i Federer kazanip durumu 1-0 yapti. Sonraki seti Nadal 6/4 aldi ve durum 1-1 oldu. 3. set yine tie break'e gitti ve Federer bu tie break'i de alarak durumu 2-1'e getirdi. Bundan sonraki sette Federer maci kaybetmek icin elinden geleni yaparak seti 6/2 kaybetti ve durum 2-2 oldu. Bu arada 4. sette Nadal dizinden bir sakatlik gecirdi ve dizine bandaj yapildi. Bu sakatligin oyununa dogrudan bir etkisi oldugu gorunmese de isin ic yuzunu bilemeyiz tabi. Merkez kortta finale yarasir bir mucadele oluyordu ve sampiyonu son set belirleyecekti. Son setin baslamasyla kameralar surekli Bjorn Borg abime donmeye basladi ve Borg abim sanki git gide daha huzursuz oluyordu. Borg herhalde Federer'in rekorunu egale edecegini anlamisti cunku Federer kardesim bu son sette vites arttirdi ve Nadal'a gore cok daha ustun olan teknigini nihayet konusturmaya basladi. Sonucta topraktaki gibi dayaniklilik, guc ve ceviklik degil, teknik ve fundamentaldi onemli olan. Son sette servisleri de kusursuz olan Federer son seti 6/2 kazanarak ust uste 5. kez Wimbledon sampiyonu oldu ve tarihe gecti.

Evet sonunda dualarim kabul oldu, Allah yuzume guldu ve Federer kardesim, Nike robotu sopar Nadal'a dersini verdi. Nadal'in Wimbledon'i er ya da gec kazanacagi ortada ama bu kacinilmaz son en azindan biraz daha gecikti.

Her Wimbledon finalinde oldugu gibi Kent Duku Prens Edward (Kralicenin kuzeni olan Edward, oglu degil), top toplayici cocuklarla konusarak kortun ortasina kadar geldi ve finaistlere kupalarini verdi. Kupa seremonisinden once Federer beyaz suveter (nasil yazilir bu?), beyaz ceket ve beyaz pantolon giyerek her seneki adetini iyice ilerletmis oldu.

Boylece senenin en prestijli grand slam'i de bitti ve cim kort sezonu da sona erdi. Bundan sonraki grand slam Amerika Acik ve Eylul'de yapilacak. Bir sonraki Wimbledon'da gorusmek uzere efendim, o zamana dek saglicakla kalin.

Seckin Tokgoz, BBC, Londra

Tuesday, July 3, 2007

Jandarma!! Biz...

Alternatif baslik: Tarihteki Delikanlilar - 4 - the Unknown Rebel
Bir diger alternatif baslik: Unutulmaz TV Anlari

"Tarihteki Delikanlilar", "90'larda Turk Pop Muzigi" serilerinden sonra yeni bir seri yapmaya karar verdim. Yeni serimizin adi "Unutulmaz TV Anlari". Turk televizyonlari olsun dunya televizyonlari olsun, onemli ve tarihe mal olmus anlari bu seride karsiniza cikaracagim (ornegin duvarin (the Wall) yikilmasi, efendime soyleyeyim 11 Eylul).

Yukarida bahsettigim gibi, bugunku konumuz hem "Tarihteki Delikanlilar"a hem de "Unutulmaz TV Anlari"na konu olabilecek bir olay. Kucuklugumun onemli TV goruntulerinden birisi...

1989 yilinda ozgurluk, demokrasi ve reform icin ayaklanan Cinli ogrenciler Tiananmen Meydani'nda gosteriler yapmaya baslarlar. Nisanda baslayan gosteriler hazirana kadar surer ve sonunda (4 Haziran'da) ordu bu gosterilere, katliam yapmak suretiyle mudahale eder. Gosterici ogrencilere ates acilir ve gostericilerin ustune tanklar yurumeye baslar. Butun bunlar hem de Tiananmen Meydani'nda yani Cennet Huzurunun Kapisi Meydani'nda olmaktayken birden ortaya beyaz gomlekli, elinde canta torba vs. tasiyan bir abi firlar. Tek sira halinde gelmekte olan tanklarin onune dikilir ve oylece durur. Tank solundan gecmek ister, abi sola kayar. Sagdan gecmek ister bu sefer abi saga kayar ama tanklarin onunden cekilmez, oylece dikilir ve sonunda tankin ustune cikip tepesinden asagiya dogru bir seyler soyler.



Bu adamin kim oldugu, hayatta olup olmadigi bilinmiyor; o yuzden "the Unknown Rebel" olarak taniniyor. Bu goruntuler sonrasi cok onemli bir sembol haline gelen devrimci abime helal olsun. Bize yuh olsun. Hayat gorusu ne olursa olsun, herkes tarafindan kabul edilmeli ki gercek bir delikanli kendisi.

Wednesday, June 27, 2007

Jupp Derwall

Sadece Galatasaray'daki degil, son 20 yilda Turk futbolundaki gelisimin mimari (bana gore) Jupp Derwall, 80 yasinda hayata gozlerini yumdu.

Sadece Galatasaraylilarin degil, butun futbolseverlerin saygi ve sevgiyle andigini dusundugum Derwall'in olumuyle futbolda bir devir kesin olarak kapandi (aslinda coktan kapanmisti ama simdi dank etti). Gercekten bir seyler basarmaya calisan, centilmen, alcakgonullu, karsilik beklemeyen, samimi, isini iyi bilen insanlarin devri kapandi.

Bu arada blogu takip edip de Derwall'i tanimayanlar icin, biz kucukken bir Tamek reklami vardi. Reklamla ilgili hatirladiklarim cok az ama, Derwall kucuk cocuklarin oldugu bir futbol okulunda cocuklarin antrenorlugunu yapiyordu, sonra Tamek iciliyordu, Derwall gulumsuyordu (zaten guler yuzlu bir Almandi, hep Adidas esofman giyerdi).


Huzur icinde yat Derwall Dede.

10.03.1927 - 26.06.2007

Tuesday, June 26, 2007

Yuru Anca Gidersin

Birlesik Krallik Basbakani Tony Blair, 2 Mayis 1997'den beri surdurdugu gorevini 27 Haziran 2007'de (yarin), simdiki Chansellor of the Exchequer (vay be.. bizdeki maliye bakani) Gordon Brown'a devredecek.

18 yillik Muhafazakar Parti iktidarini sonlandiran ve bunu ezici bir farkla yapan, bir tam donemden fazla himet veren ilk Isci Partili Basbakan olan Tony Blair'in yuzunu umarim bir daha gormeyiz. Umutlar bosa cikti.. Koskoca Ingiltere'yi ABD'nin kuyrugu yaptin ya puuu senin yuzune Tony. Hadi yikil karsimdan.

Thursday, June 21, 2007

Yok Artik

Bilgisayarimin "Alinan Dosyalarim" (bazilarinizda "Meine Empfängenen Dataeien" veya "My Received Files") yani MSN'den gelen dosyalar, klasorunu temizlerken su fotoyla karsilastim:


Buraya sakin gitmeyin. Bu fotoyu bana MSN'den yollayan her kimse o da benimle irtibata gecsin lutfen. Cok ayip, olmaz boyle sey.

Wednesday, June 20, 2007

Ozlu Soz

In the land of the blind the one eyed man is king. (duduf-duf-duduf)

Bir de Turkcesi var bu deyisin:

Koyunun olmadigi yerde, keciye Abdurrahman Celebi derler. (dındın-dırınının)
Burda vurgu "keciye"de. Abdurrahman Celebi kimdir bilmiyorum.

Monday, June 18, 2007

90'larda Turk Pop Muzigi

90'larda Turk Pop Muzigi'nin bu bolumunde karsinizda Rafet el Roman var.

Rafet el Roman'ı, ilk albumu "Gencligin Gozyaslari"ndan "Seni Seviyorum" adli parcasiyla tanimistik. Daha sonra sagolsun bizleri yalniz birakmadi.

Simdi sizleri Rafet el Roman'in duygusal calismasi "Seni Seviyorum" ile basbasa birakiyorum (Kral TV VJ'i)...



"Kalın bir roman, kitap gibi (anasini satayim)" da olabilirmis bu sarkinin adi.

Dua

Allah herkesi bencil, yuzsuz, simarik, kendini begenmis insanlardan korusun. Amin.

Saturday, June 9, 2007

Roland Garros 2007

Toprak Kort sezonunu geride biraktigimiz su gunlerde, Paris'te devam eden Roland Garros'un da sonuna gelmek uzereyiz.

Tek bayanlarda final, Jelena Jankovic'i 6/2'lik iki setle gecen Justine Henin (esinden ayrilmis Justine hanim o yuzden Hardenne yok artik) ve Maria Sharapova'yi 6/2 ve 6/1'le surklase eden Ana Ivanovic arasinda oynandi.

Mac sonucuna gecmeden once kisaca iki finalist hanimimizi tanitayim:

Justine Henin Belcikali (Fransizca konusan Walloon bolumunden), 1 Haziran 1982 dogumlu, su anda dunya siralamasinda 1 numara. Bundan onceki iki Roland Garros'da sampiyonluk yasayan Henin tam bir toprak kort ustasi (valla lan). Bu finalden once toplamda 9 final oynadigi grand slamlerde 5 sampiyonlugu var: 3 Roland Garros, 1 Avustralya Acik ve 1 Amerika Acik. Tek el ve cok guclu olan backhandi icin John McEnroe abimiz "bircok erkekten daha iyi demis" (yaaa). Bu sebepten (bir de Rolex saatiyle maclara cikmasi sebebiyle) cok delikanli bir tenisci. Hele bir de bu senenin basinda kocasindan bosanip, kus oldugu ailesiyle barismis ki, artik spor hayati da ozel hayati da rayina oturmus (Allah mesut etsin).

Ana Ivanovic ise Sirp, 6 Kasim 1987 Dogumlu (canim benim), final macindan once dunya siralamasinda 7. sirada bulunmakta. Kendisi henuz cok genc ve tecrubesiz (olsun yavas yavas iyilesir), 4 sene once profesyonel olmus. 3 tane tekler turnuvasi kazanmis, hic grand slam finali oynamamis. Bu kizimizin servisleri ve forehandleri cok guclu. Cok yetenekli ve hanimlar turunun en guzel kizlarindan birisi olmasi onu cok luks bir tenisci yapiyor.

Simdi gelelim final macina:

Finali Justine Henin 6/1 ve 6/2 lik setlerle, 1 saat 2 dk'da kazandi. Final macindan ziyade ilk tur maci gibi gecen bu macta, genc, guzel ve savunmasiz Ana Ivanovic (uzulme canim benim) tecrubesizligi ve macin agirligi nedeniyle bircok cift hata ve basit hata yapti ve en onemli kozu olan servislerini mac boyunca bir turlu oturtamadi. Boylece Justine Henin cok rahat bir sekilde arka arkaya 3. kez Roland Garros'u kazanarak Monica Seles'in rekoruna ortak oldu. Sampiyon 1 milyon avro, finalist ise 500 bin avro kazandi.

Yarin da tek erkeklerde final heyecani bizleri bekliyor. Finalde, yari finalde Davydenko'yu 7/5 7/6 7/6'yla eleyen Roger Federer ile Novak Djokovic'i 7/5 6/4 6/2 eleyen Rafael Nadal karsilasacak. Federer ile Nadal rakiplerine gore o kadar ustun ki, finale gelene kadar Federer yalnizca 1 set, Nadal ise hic set kaybetmedi. Rakipsiz iki teniscinin final maci cok cekismeli gececege benziyor. Delikanli Federer kardesimin, sopar Nadal'a dersini vermesini umarim, kendisine basarilar dilerim.

Seckin Tokgoz, blogger.com, Paris.

Friday, June 8, 2007

Deli Kadir Uleennn!!

Boyle karizmamiz olmadi, olamadi....



Istiyorum... istiyorum.....

Tuesday, June 5, 2007

Kuru Fasulye 2007

Her sene, haziran ayinin ilk pazar gunu, TED Ankara Koleji'nin "Kuru Fasulye Gunu" duzenlenir. Bu kutlu ve mutlu gunde Kolej mezunlari, eski gunleri hatirlar, yilladir gormedikleri arkadaslari ile gorusur, ogretmenlerinin ellerini oper.

Bildiginiz uzere TED Ankara Koleji Incek'teki yeni kampusunde egitim vermekte ve eski binalari (ilkokul ve ortaokul) Cankaya Belediye'sine kiralanmis durumda. Lise kismi ise TED'e ev sahipligi yapmakta. Bu sebepten dolayi, 2005 yilindan beri "Kuru Fasulye Gunu" okulun yeni kampusunde yapiliyor. Bu kutlu gun
sagolsun, ilk defa okulun yeni kampusune gitmek nasip oldu.

Oncelikle, TED Ankara Koleji'nin artik hic benim okudugum okulla ilgisi kalmamis. Bizim okulumuz farkliydi, bu yeni okul farkli. Bizim bir katta 10 sinif okudugumuz binalara inat, Turkiye'de bircok universitenin sahip olmadigi bir kampus yapilmis. Yan yana bilmem kaç tane hali saha yapmislar ki cocuklar beden derslerinde 4 hafta hali saha sirasi beklemesin. Lafin kisasi, okul cok guzel olmus ama ben hic alisamadim (zaten bir kere gittim), okulun eski halini tercih ederdim.

Gelelim kuru fasulye gunune... Sabah kalktigimda cok heyecanliydim. Icim icime sigmiyordu. Hemen hazirlandim ve beni almaya gelen Ali'yi hic bekletmedim bile. Sonra 06 TED 57 plakali araba ile yola ciktik. Plakamiz TED oldugu icin yolda bizi goren butun arabalar yol verdi, ve korna caldilar. Onlar da adeta heyecanimiza, sevincimize ortak olmuslardi. Ne yazik ki Ali yollari bilmedigi icin bizi Golbasi'na kadar goturdu. Israrla dogru yone gittigini, yolun Golbasi'na gitmesinin onun sucu olamdigini soyluyordu. Ali'ye bazen istedigimiz yere gitmek icin saga veya sola donmemiz gerektigini guc bela anlatabildim. Ama Golbasi'na gelmemiz o kadar da kotu olmamisti. Izgara yedik ve 2 duble raki ictik, Kuru Fasulye Gunu'ne biraz daha neseli gitmekti niyetimiz. Golbasi'ndan geri donup bu sefer de ORAN'a kadar gittikten sonra nihayet okula ulastik. 30 YTL bayilinca kendi kendime dedim ki herhalde en luks kuru fasulye bu olacak ama iceri girince oyle olmadigini gordum. Atli polisler cocuklari atlarina parayla mi bindiriyorlardi tam emin olamadim. Belki de 30 YTL'nin icinde o da vardi ama biz binmek istemedik, ozellikle Ali atlardan oldukca urktu; atlar da ondan urktu.

Bizim donemden nerdeyse kimse gelmemisti, biz de Ali'yle oyle gezdik durduk. Sonra farkettik ki kuru fasulye yok piyasada, meger bitmis. Haybinkunduz deyip dolasmaya devam ettik, bizim donemden kimsecikler olmadigi gibi bir suru halen okumakta olan velet ve bizim okuldan olmayan insan vardi. Bunlardan bir tanesi bu blogu takip edenlerden bazilarinin taniyacagi, ismi "C" ile baslayip "A" ile biten bir sahis. Bu sahsin TEDli olmadigini ifsa ettikten sonra yagmur basladi. Hemen bir yer bulduk sigindik, sonra baktik ki herkes ayni yere siginmis. Eski yer olsa ne guzel binanin icine girip ortaokul binalarinda istedigimiz gibi dolasabilirdik. Burda ise sadece yemekhane turu bir yer acikti.

Nihayet konser saati geldi catti. Turk hafif muziginin sevilen sesi Yasar sonunda sahneye cikmisti iste. Uzerindeki deri montu ve hafif oksurse, bogazini temizlese duzelecek catalli sesi ile butun TED'lileri kendine hayran birakti. Nedense surekli "zıpla zıpla zıplamayan...." turu seyler soyleyip duruyordu. Kimse ziplamayinca ve konseri sallamayinca hafif bozuldu galiba Yasar. Konser sirasinda Ali'yle beraber, bizim donemimizin en populer gencleriyle takildik, hasret giderdik. Hepsinin Ali'nin sinifindan olmasi, Ali'ye saygida kusur etmemeleri ise beni cok gururlandirdi. Arkadasimin boyle onemli bir figur olmasi beni ziyadesiyle memnun etti.

Boylece bir kuru fasulyenin daha sonuna geldik. Acikcasi ben hic begenmedim bu senekini. Onceden de yagmur yagdigi olmustu ama o sene MFO konseri vardi, kimse umursamamisti yagmuru camuru. Yer konusundaki fikirlerimi onceden soyledim, konser zaten feciydi, kimse de gelmemisti, ne eski mezunlar vardi, ne ogretmenler.. Kisacasi guzel degildi ulan.

Monday, June 4, 2007

Sarapcilar Krali

http://www4.gazetevatan.com/root.vatan?exec=pazarvatan_detay&hkat=1&hid=11162

Okumaya usenenler icin asil onemli kismi yazayim:

Denizli Güney ilçesinin topraklarının Bordeaux’ya ve ikliminin Kaliforniya’ya benzetilmesinden sonra bölgedeki bağların fiyatları tavan yapmış durumda

Var bir bildigimiz.. "In vino veritas" ulan!

Not: Bilmeyenler icin soyleyeyim, Denizli'nin Guney ilcesi, ucsuz bucaksız baglarimin oldugu yer. Hatta nufusa kayitli oldugum yer.

Friday, June 1, 2007

Dolunay

Bu gece dolunay var. Herkesi akliselim olmaya davet ediyorum.

Ayak şamdani şıktır!

Thursday, May 31, 2007

Playoff

Birinci lige (Turkcell Super Lig) yukselen 3. ve son takim da belli oldu. Genclerbirligi Oftas ve İstanbul Buyuksehir Belediyespor'a Kasimpasa katildi.

Altay ile Kasimpasa arasinda oynanan playoff final macinda Kasimpasa one gecmis ve 55. dakikada 10 kisi kalmis. Bunun ustune Altay beraberligi yakalamis sonra da 2-1 one gecmis. Macin 90. dakikasinda Kasimpasa bir gol bularak maci uzatmaya goturmus. Uzatmada Altay tekrar one gecmis bu sefer de 120. dakikada bir gol bulan Kasimpasa maci penaltilara tasimis. Penaltilar sonucunda da Kasimpasa Altay'i eleyip birinci lige cikmis.

Boylece birinci ligde Istanbul'un 5, Ankara'nin 4 takimi oldu. Koskoca Izmir'in ise tek bir takimi yok. Altay icin ne desek bos, ama rahatlikla gerizekalilar diyebiliriz. Altay'a ayrica yaziklar olsun, Kasimpasa gibi ne idugu belirsiz bir takimi zorla birinci lige cikarttilar. AKP'nin ve Recep Tayyip Erdogan'in takimi (gonul vermelerinden ote aktif bir sekilde mali olarak destekledikleri takim), taraftarlari Recep Tayyip Erdoğan'a tezahurat yapip onun posterlerini acan Kasimpasa artik birinci ligde, hayirli olsun. Kasimpasa'nin da butun oylari AKP'ye o da hayirli olsun.

Kazi Kazan

Yillardir Kazi Kazan kazirim, en sonunda bugün muradima erdim. 1 YTL ile basladigim seri boyunca 10 kart kazidim ve arada bir tanesinden 40 YTL cikti. Yer Bilkent Ankuva ile Real arasindaki koprudeki Milli Piyangocu.. Herkese tavsiye ederim, kazi kazanlar cok bereketliydi.

Tuesday, May 29, 2007

Nostalji

Bu aralar "90'larda Turk Pop Muzigi" yuzunden surekli klip koyuyorum bloga ama bu klibe kayitsiz kalinamaz.

Bizim 90'lardaki klipler kadar komik bence, hatta sanki ozellikle komik olmasi icin yapilmis gibi bir hali var. Gercek degil de parodi gibi. Ordek tipli vokalist abimin halleri ve aniden sinirlenip isyan etmesi cok guzel.

Her sey bir yana, sarki cok saglam. Gercek 80'ler.

Friday, May 25, 2007

90'larda Turk Pop Muzigi

Yeni bir "90'larda Turk Pop Muzigi" bolumunden merhaba! Bu sefer Turk Pop'unun Mega Star'i Tarkan'in "Yine Sensiz" isimli ilk albumunden bir sarki var karsinizda: Kil Oldum!

Tarkan'in ilk klip çektigi sarki da buydu galiba. Album taa 1992'de cikmis, ustunden 15 yil gecmis. Albumdeki diger tanidik sarkilar da "Kimdi", "Vazgecemem" ve "Cok Ararsin Beni".

Klip gercekten cok fena.

Thursday, May 24, 2007

Sampiyonlar Ligi 2006-2007

2006-2007 sezonunun Sampiyonlar Ligi Kupasi, Liverpool ile A.C. Milan arasinda oynanan final maciyla sahibini buldu. Kupayi, Liverpool'u Filippo Inzaghi'nin 2 goluyle deviren A.C. Milan muzesine goturdu. Liverpool'un tek golu macin sonlarina dogru Kuyt'tan geldi.

Simdi gelelim esas meseleye.. Haftalar once hatirlarsiniz sampiyonun kim olacagi uzerine bahis oynamistik. Herkes bir takim secip 5 YTL yatirmisti. Kimse A.C. Milan'a oynamadigi icin para odulu dagitamiyoruz ama bu bahsi oynatan kurum olarak benim bloguma yani bana biraz borcunuz olustu.

Borclularin isimleri ve borc miktarlari:

Barin Turkay (o simdi asker): 5 YTL
Ahmet Cihat Toker: 15 YTL
Ozan Korkmaz: 5 YTL
Aydin Epikman: 5 YTL
Mehmet Epikman: 5 YTL
Ali Haznedaroglu: 5 YTL

Bu kisiler en kisa zamanda odeme yaparsa cok sevinirim. Herkese bol kazancli gunler dilerim.

Tuesday, May 22, 2007

90'larda Turk Pop Muzigi

"Tarihteki Delikanlilar" serisi gibi yeni bir seriye baslamaya karar verdim.

Bazen bloglarda denk geliyorum, nostaljik sarkilara yer veriliyor, eski guzel gunlere, gencligimize bir yolculuk yapiyoruz. Ben de herkes tarafindan Turk Pop'unun altin cagi olduguna inanilan 90'larda cikmis sarkilarin klipleriyle, ara sira karsiniza cikmaya karar verdim.

Bu calismamda bana destek veren YouTube'a burdan sukranlarimi sunarim. Lutfen sizler de akliniza gelen sarkilarla bu projeye destek verin 90'lar gencleri. Boylece sonraki nesillere aktaracak bir hazinemiz olsun.

Disclaimer for foreign visitors: To play the folowing video is completely at your own risk. In case you play and watch the video, you should be aware that the things you will be seeing are from a dark era (the 90's) for Turkish pop music.

I strongly recommend you not to watch this video. If you do watch the video, do not have prejudice against any Turkish person you might come across with in the future.

Bu serinin ilk sarkisi Tayfun Duygulu'dan Hadi Yine Iyisin.

Blokflutle calabiliyordum bu sarkiyi.

Mekan galiba Istanbul'da Fenerbahce'de yer alan Pyramid isimli yer. Simdi yikildi Pyramid.

Ride Wit Me

Cok luks sarki, bazi yerlerde ufak sansurler var.

Friday, May 18, 2007

Yagdir Mevlam Su

Yagmur yagiyor sonunda.. tekrar banyo yapabilecegiz. Ama kuvet doldurmak falan yok, azicik yagiyor.

Wednesday, May 16, 2007

Sari Biyik

Yine Gercek Kesit, yine Sari Biyik.. Sari Biyik bu sefer baska bir rolle karsimizda.



- Ya calisiyorum, ne is yaptigimi bilmiyorum... adamlar telefon ediyo: "Alo", adresi aliyoruz, saati aliyoruz.. ne gonderiyosun sen ya? (cok esrarengiz)
+ Anlasildi sen sabredemeyeceksin.. siki dur o zaman. Ama bak aramızda kalacak tamam mi?
- Tamam soz yaa erkek sozu yaaaa.. ne isi? (fazla merak iyi degildir)
+ Pezevenklik olm. Ben pezevenklik yapiyorum. (cok ayip)
(Muzik Efekti)
- Yani sen.... pezevenk misin??? (inanamadi Sari Biyik)
+ Ne zannettin ya? Baska turlu nerden bulacaz o kadar parayi? (evet en gelirli mesleklerden biri pezevenklik)
- Dogru yaaa.. vay beeee... ulan Cesi.. (aklina yatti hemen.. Cesi ne lan?)

Arkadasini sekreter olarak ise alip, ne is yaptigini soylemeyen abiye burdan selamlarimi ve saygilarimi yolluyorum.

Tuesday, May 15, 2007

Gercek Kesit

Gecenlerde odami toparlarken cekmecenin birinde gazeteden kesip sakladigim bir kagit parcasi buldum. Bir de baktim ki Gercek Kesit'te oynayan sarisin, biyikli abiyle yapilan roportaji saklamisim. 3 Agustos 2003'un Sabah Pazar'i.. O zamanlar gencim, delikan damarda durmuyor tabi ben de roportaj kesip sakliyorum.. Vay be, 4 sene gecmis neredeyse.

Abimizin adi Cahit Kasikcilar (sari biyik), kendisi Bursali, kariyerine Yesilcam'da figuranlikla baslamis sonra da kult yapim Gercek Kesit'te kotu adam rollerinin (cogunlukla) vazgecilmez adami olmus. Gercek Kesit'i bilmeyen yoktur herhalde, Turk televizyonlarinin en guzel yapimlarindan birisi. Bu arada roportaji yapan da Mansur Forutan.

Roportajdan bolumler ileteyim;

- Gercek Kesit raconuyla kizlarla nasil tanisilir?
"Cay bahcesine kadar takip edilir, sonra yan masaya oturulur ve kesisme imkanlari arastirilir. Cesaret toplanir ve kizin masasina yanasilip `arkadas olabilir miyiz` idye sorulur. Buyuk olasilikla reddedilir. Sonra psikopata sarilir kizin mahallesine dadanilir. Bir iki kez daha girisimde bulunulur. Yolu kesilir, israrci olunur ve yine reddedilir. En son firsat kollanilir bana yar olmazsan kimseye olamazsin yapilir."

- Ilgiden yengem sıkılmıyor mu?
".. sadece bir keresinde bir adam yanasti yanimiza `abi beni hatirladin mi` diye sordu. Cikartamadim. `Abi ben Recep, karisini bicaklayan adamim ben. Iyi oynamissin vallahi, helal sana` deyince ikimiz de hafif bir urperdik."

- Bir bolumde, adami oldurmek icin eve girdiniz ve ayakkabilarinizi cikardiniz. Bu sik karsilanan bir durum olmasa gerek? (ben bu bolumu izlemistim)
"Gercek Kesit'te eve girerken surekli ayakkabi cikar. Refleks olmus herhalde. Ama iyi bir cevap vermek gerekirse iz birakmamak icin desem yer misiniz?"

- Surekli sigara ve cay iciliyor. Surekli kapi acilip kapaniyor.
"Haklisin. On yilin sonunda hepimiz biktik. Neredeyse her sahnede sigara iciliyor. Ben sigarayi bu yuzden biraktim."

- Peki iyi para kazaniyor musunuz?
".... bir de cocuk tiyatrom var. Hem yaziyorum hem oynuyorum..." (katil rolleri ve cocuk tiyatrosu)

Rakamlarla Gercek Kesit
- Bir bolumde en cok kac sigara tuketildi? 6 paket
- Bir bolumde en cok kac bardak cay icildi? 28 bardak
- Bir bolumde en cok kac kezkapi acilip kapandi? 36
- Bir bolumde en cok kac kez "ben yatıyorum" dendi? 9
- Bir bolumde en cok kac kez beyaz corap gorundu? 21

Monday, May 14, 2007

Semsi Yastiman - Uzaylilar Hosgeldiniz

Babamin internette buldugu bir forum sayesinde cok ilginc bir isimle tanistim: Semsi Yastiman

Semsi Yastiman bir Turk halk muzigi sanatcisiymis, bir baglama ustasiymis. Rivayetlere gore Erkin Koray'a elektro baglama yapmis. Kendisi ile ilgili cok kisa bir biyografiye buradan ulasilabilir: http://tr.wikipedia.org/wiki/Yastıman

Bu arada, zamaninda cok unlu bir sanatciymis (hala meraklilari, hayranlari var); onlarca plagi, rol aldigi bir kac film varmis. Ayni zamanda saz dersleri vererek pek cok sanatci yetistirmis ve türk halk müziği konusunda çeşitli kitaplar ve notalar yayınlayarak bu muzik turunun sevilmesi icin calismis.

Anladigim kadariyla ilginc bir sanatciymis kendisi cunku soyle bir calismasi (Kral TV viceyi sekli) var: Uzaylilar Hosgeldiniz. Parca, sozleri okununca anlasilacagi uzere bir taslama.

Uzaylilar Hosgeldiniz

hangi ruzgar atti sizi
uzaylilar hosgeldiniz
kurcalardi beynimizi
uzaylilar hosgeldiniz

urbaniz bu mudur asil
uyrugunuz hangi fasil
gunesle araniz nasil
uzaylilar hosgeldiniz

merih mi ay mi iliniz
soyleyin nasil diliniz
sizin de cok mu deliniz
uzaylilar hosgeldiniz

sizde kalp kirmak var midir
adam kayirmak var midir
sag sol ayirmak var midir
uzaylilar hosgeldiniz

belediye var mi sizde
cok sukur o yoktur bizde
burda camur ta dizde
uzaylilar hosgeldiniz

toplanir mi sizde parsa
ayda var midir bos arsa
biz de gelek beles varsa
uzaylilar hosgeldiniz

Bunun disinda baska bir ilginc calismasi da sigarayi yeren "Tutunname" siiri.

1923 - 1994

Sunday, May 13, 2007

Eurovision


1956 yilindan beri yapilmakta olan Eurovision Sarki Yarismasi'nda bu sene "Shake it up Shekerim" ile 4. olduk. Kenan sahnesinin cok iyi oldugunu bir kez daha kanitladi. Yunanistan'in sarkisinda da "shake it up" lafi geciyordu, o cocuk da 4 dansciyla cikmisti sahneye ama anca 7. olabildiler. Yunanistan'a haksizlik yapildi ama bizim verdigimiz 7 puana karsilik onlar bize hic puan vermedikleri, bu dostluk elini, baris cagrisini geri cevirdikleri icin beter olsunlar.

Her Eurovision sirasinda buyuklerimden duyardim Eurovision'da nasil sonuncu oldugumuzu, 0 puan alip ne bicim rezil oldugumuzu. Ajda Pekkan dansoz kiyafetiyle cikmis, Cetin Alp diye bir adam "Opera" diye bir saki soylemis vs. Herhalde bir tek biz bu sacma sapan yarismayi bu kadar ciddiye almisiz, ve sonunculugumuzu Turk dusmanligina, Turk'un Turk'ten baska dostu olmamasina baglamisiz. Neyse ki sonradan "televoting" denen hikayeyi cikardilar da Turkiye'nin onu acildi. Her ulke sms yollayarak oy verince, Avrupa'nin her tarafina yayilmis olan Turkler sagolsun, bu yarismada sirtimiz kolay kolay yere gelmez.

Bunca hezimetten sonra Eurovision memlekette cok da ilgi gormuyordu ta ki 1997 senesine kadar. Efendim ben o sirada lise 1'e gitmekteydim, nedense o sene izledim yarismayi.. Sanki hafta iciydi ama o sene yarisma.. Bir de o zamanlar bu kadar reklam, tanitim da yok zaten unlulerimiz de katilmiyor yarismaya. Televoting sistemi de ilk defa o sene denenecekti, 5 ulke televoting ile puan verecek, geri kalanlar yine eskisi gibi juri karariyla puan verecekti. Sebnem Paker adli hanimin "Dinle" adli sarkisiyla 3. olmustuk. Sonradan 1. de olduk ama bence gercek basari o 3.luktu.

Cok sacma bir yarisma bu Eurovision. Puanlama isine bir cozum bulmak gerek. Sarkilarin guzel olup olmamasi kimsenin umrunda degil. Muzik politikaya alet olmus durumda! Her ulke komsusuna, dostuna yuksek yuksek puan veriyor. Yugoslavya'dan dagilan, Rusya'dan ayrilan ulkeler ve Turkiye her zaman iddiali bu yarismada. Televoting sayesinde Turkiye herhangi bir sarkiyla ilk 5'e girebilir (gecen seneki sarkinin ne kadar kotu oldugunu siz dusunun artik). Almanya, Hollanda, Belcika, Fransa, Ingiltere, Avusturya, Isvicre'den en az 10 puan garanti. Hele sarki biraz guzelse ilk 3'e kesin girer. Zaten artik Avrupa'nin agir toplari birakmis yarismayi. Bu seneki ilk 10'da Turkiye ve Yunanistan haric butun ulkeler eski Dogu Bloku ulkeleri.

Bir de millet esine dostuna yuksek puan verirken, Yunanistan ve Ermenistan gibi dusmanimin dusmani benim dostumdur turu bir mantikla dusunup puan verenler, veya bizim gibi jest olsun diye Yunanistan'a, Ermenistan'a karsilik beklemeden puan verenler de mevcut. Sanki ulkelerin arasindaki husumet Eurovision'da verilen puanla cozulecek.. Tam bize gore bir is.

Monday, April 30, 2007

Mezbaha No. 5 - Slaughterhouse 5

Aysenaz Kurt Vonnegut ile ilgili bir seyler yazmis, benim de aklimda AhmetCihat'in tavsiye ettigi Kurt Vonnegut'un Mezbaha No. 5 adli romaniyla ilgili bir seyler yazmak vardi. Firsat bu firsat iki kelam da ben edeyim.

Kitapta zamandan kopuk, bagimsiz bir adamin (Billy Pilgrim) hayati anlatiliyor, olaylar 2. Dunya Savasi'nin sonunda Dresden'in bombalanmasi ekseninde donuyor. Billy Pilgrim zamanda yolculuk yapabilen, daha dogrusu kendi yasantisinda istedigi ana gidebilen, zamani duz bir cizgi gibi degil de daha ziyade katman olarak gorebilen bir adamdir, bunu da bir sureligine esir alindigi uzaylilardan, Tralfamadorlulardan ogrenmistir.

Kitabin konusuna bakip da "neymis bu kardesim", "boyle abidik gubidik kitap mi olur" demeyin efendim. Bundan 60 yil oncesi icin gecerli olup hala gecerliligini koruyan duruma ve bakis acisina cok saglam bir elestri getiriyor.

Kitapta bahsedilen cok ilginc fikirler var, birkacini elimdeki Turkce cevirisinden yazayım:

Billy'nin muayenehanesinde asili dua:

Tanrım,
Degistiremeyecegim seyleri kabul etmek için dinginlik,
degistirebilecegim seyleri degistirmek icin cesaret,
aradaki farki anlamak icin de bilgelik ihsan eyle bana.

Bilim kurgu yazari Kilgore Trout'un bir kitabinda uzaylilarin yaptigi Incil yorumu:

... Ama aslinda Inciller sunu ogretmekteydi:
Birini oldurmeden once, arkasinin saglam olmadigindan kesinlikle emin olun. Hadi gecmis olsun.

Tum bu Isa hikayelerindeki sakatlik, diyordu uzaydan gelen ziyaretci, Isa'nin pek oyle gorunmese de, aslinda "Evrendeki en kudretli varlığın oğlu" olmasidir. Okurlar bunu anliyorlardi, onun icin de carmiha gerilme olayina geldiklerinde dogal olarak soyle dusunuyorlardi:

Eyvah... linc etmek icin bu kez kesinlikle yanlis adami sectiler!

Ve bu dusunce beraberinde bir digerini akla getiriyordu: "Linc edilmesinde sakinca olmayan insanlar da var." Kim peki bunlar? Arkasi pek saglam olmayanlar. Hadi gecmis olsun.

Ve son olarak evrenin sonunu onceden bilen Tralfamadorlularin konuyla ilgili yorumu:

Pilot o dugmeye her zaman basti ve her zaman da basacak. Biz isine hicbir zaman karismadik, hicbir zaman da karismayacagiz. Cunku o an, bu sekilde yapilandirilmistir.

Yeter bu kadar gevezelik... En iyisi ben cekileyim kenara da ilgilenenler kitabi alip okusunlar. Stanley Kubrick agabeyimizin 2001: A Space Odyssey filmi ile ilgili dedigi gibi: "You're free to speculate as you wish about the philosophical and allegorical meaning of the film."

Kurt Vonnegut

11 Kasim 1922 - 11 Nisan 2007

Bu yazi vesilesiyle Kurt Vonnegut'un bundan 19 gun once oldugunu ogrenmis bulunuyorum, mekani cennet olsun. So it goes.

Saturday, April 28, 2007

27 Nisan 2007 Muhtirasi

TARIH : 27 NİSAN 2007

NO : BA- 08 / 07

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.

Bu bağlamda;

Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.

22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.

Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.

Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.

Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.

Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.

Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Wednesday, April 25, 2007

Irish Blood, Irish Heart, Irish Delikanli

Diego:
bu adam kim? (fotografta masallah aslan gibi bir arkadas var)
ayşenaz:
bu adam diil sinif arkadasim
Diego:
ne peki
Diego:
kız mı
ayşenaz:
erkek yahu dalga mi geciosun
ayşenaz:
irlandali sadece (ne dusundu bilmiyorum)

Monday, April 23, 2007

Boris Yeltsin

1931-2007

Yakin dunya tarihi acisindan onemli bir kisilikti. Seveni pek yok gibi gorunuyor (yarattigi oligarklar disinda) ama en nihayetinde bu diyardan gocup gitmis bir insan evladi ve tarih nasil olsa kendisini yargilayacaktir (cok emin konustum burada breh).

Bir siyasetci icin aslinda oldukca renkli bir adamdi, alkollu olmasinin da etkisi vardi tabi hal ve hareketlerinde ama olsun.

Sunday, April 15, 2007

Helal Olsun

Helal olsun Sanli Sarialioglu'ya. Dedikleri yanlislikla yayinlanmis olsa bile helal olsun. Yorum boyle olmali.. samimi, icten ve dogal. Keske reklama girmek yerine adami biraz daha gaza getirselerdi.



Sanli Kaptan sanki reklam gibi girmis araya.

Friday, April 13, 2007

13 Nisan Cuma

Basliktan da anlasilabilecegi gibi bugun hem cuma hem de ayin 13'u.. Hani ecnebilerin nedense cok korktuklari bir kombinasyon. Adamlar bunu konu alan filmler, sarkilar vs. yapiyorlar, mumkunse evden cikmiyorlar boyuna dua ediyorlar (buralari uydurdum).

Ingilizce, Almanca ve Portekizce konusulan ulkelerde daha yayginmis bu batil inanc. Yunanca ve İspanyolca konusulan ulkelerde sali gunune denk gelen ayin 13'u ugursuz sayiliyormus.

Hristiyan inanci oldugunu anladigimiz cuma/sali gununun ayin 13'üne denk gelmesi korkusunun kaynagi ise hem cuma gununun (sali) hem de 13 sayisinin ayri ayri ugursuz olmasiymis. Daha sonra, 20. yuzyil baslarinda akillinin birisi bu ikisini birlestirip en bir ugursuz gunu meydana getirmis olmali cunku daha onceleri oyle bir inanis yokmus.

Bakalim Hristiyanlikta neden cuma ve 13 ugursuz sayilmakta;

Son aksam yemeginde meger Judas 13. misafirmis. Sonracigima Hz. Isa cuma gunu carmiha gerilmis.
Meger Havva Adem'e cuma gunu vermis elmayi.. Ustune Kabil de Habil'i bir cuma gunu oldurmesin mi?
13 Ekim 1307'de Fransa'da, IV. Philip bircok Tapinak Sovalyesi'ni ayni anda tutuklatmis. Sovalyeler o zamanlarda hacca giden hristiyanlarin koruyuculari olduklari icin (veya Hz. Isa'nin sirrini sakladiklari icin) bu olay ugursuz sayilmis efendim.

Son olay hem cuma gunu hem de ayin 13'ünde gerceklesmesine ragmen bu inanis bu olayin ustune cikmamis, en azindan boyle bir kanit yokmus.


Yunanlarda cuma gunu yerine sali gununun ugursuz olmasina sebep ise ayiptir soylemesi bizim Istanbul'u sali gunu (29 Mayis 1453) fethetmemizmis. 13 sayisi da yine Istanbul'un (donemin en zengin hristiyan sehri) 4. hacli seferi sirasinda haclilar tarafindan 13 Nisan (aa bugun lan) 1204'de yagmalanmasi nedeniyle ugursuz sayiliyormus.

Boylece yillardir filmlerden, sarkilardan turkulerden bildigimiz bir olayin sebebini ogrenmis olduk. Durum pek bizi etkilemiyor, hristiyan arkadaslarimiz icin gecerli daha ziyade sanirim bu inanc. Fakat aramizda yurtdisinda yasayan arkadaslarimiz var, ne olur ne olmaz onlar ayin 13'une denk gelen cuma gunlerinde "yallah cinler yallah, kis kis cinler kis kis" desinler. Aramizdaki hristiyan arkadaslarimiz ise hic endise etmesinler, bize takilsinlar..

Sozlerime ispanyolca bir deyis ile son vermek istiyorum:

En martes, ni te cases ni te embarques, ni de tu familia te apartes.

Yani diyor ki; sali gunler ne evlenin ne yolculuga cikin ne de ailenizden kendinizi ayirin.

Tuesday, April 10, 2007

Paranoya

Annem her sabah ise gitmeden once gelip beni uyandırıyor ve uykumun arasinda bana bir suru soru sorup gidiyor. Bazen sadece hayal meyal annemin gelip bir seyler sordugunu hatirliyorum ama ne sorulari ne de verdigim cevaplari hatirlayamiyorum, o yuzden:

me: anne sabah neler dedin
önemli bir şey dedin mi
htokgoz: hayır neden sordun
Sadece akşam neredeydin dedim.
Ne oldu ki
me: hatırlayamadım ne konuştuğumuzu o yüzden sordum
htokgoz: benden sakladığın birşey mi var

(annem Google Talk kullaniyor bu arada, hem de ileri seviyede)

Ah annecim nerden bilebilirsin ki geceleri oglunun gizlice evlendigi karisi ve cocugunun yanina gittigini (itiraf.com havasi vereyim biraz)

Thursday, April 5, 2007

Curling

Ne idugu belirsiz bir oyun bu curling, bir turlu spor diyemiyorum. Az once Eurosport'ta gecen yorumlar:
- Norvec curling takimi en sismandan en zayifa dogru siralanmis
- Norvec takiminda 20 seneden az suredir curling oynayan oyuncu yok (oley! insanda peygamber sabri olmasi lazim)

Wednesday, April 4, 2007

Kahraman Idmancilar

Hikayemiz taa 19. yuzyil sonlarindaki Hindistan'dan basliyor...

Ingiliz Spencer ve Sarah Robenson'dan olusan Robenson ailesi 1890'larda Hindistan'da yasamaktadirlar. Spencer ve Sarah cifti Ingiliz asilzadesi olmakla beraber Hindistan'da tam olarak ne yapiyorlar onu bilemiyoruz.

Hindistan'da o yillarda Islamin tirmanisindan etkilenen Sarah Hanim musluman olmaya karar verir. Sarah Hanim'in Musluman olmasindan sonra beyi Spencer Bey de Musluman olur. Hindistan'daki Ingiliz cevreleri boyle bir hareketi yadirgarlar ve tepki gosterirler. Bunun uzerine Robensonlar Istanbul'a yerlesmeye karar verirler. Istanbul'a geldiklerinde ciftimiz isimlerini Fatma ve Abdullah Robenson olarak degistirirler (biliyorum hikaye biraz inanilmaz gorunuyor ama gercek). Istanbul'da 3 tane erkek cocuklari olur: Abdurrahman, Yakup ve Ahmet Robenson kardesler.

O yillarda ulkenin durumu siyasi acidan oldukca karisiktir ve bu karisikligin icinde Abdullah Robenson ogullarini Galatasaray Lisesi'ne yazdirir. Robenson kardesler Galatasaray Lisesi'nde futbol oynamaktadirlar ve butun ulke gibi Galatsaray Lisesi ve futbol takimi da calkalanmaktadir. Sonunda Balkan Savasi ve daha sonra 1. Dunya Savasi patlak verir. Bu donemde cepheye gitmek icin gonullu olan ogrenciler ve futbolcular olur (hatta Balkan Savasi esnasinda Bulgarlar Silivri'ye kadar ilerleyince lise'den 86 ogrenci, hamama gitmek icin okuldan cikip gonullu olarak askere yazilmislar, bu hikayenin dogrulugundan o kadar emin degilim ama birkac yerde denk geldim). Neyse efendim Galatasaray futbol takimindan gonullu olarak cepheye gidenlerin sayisi gun gectikce artmaktadir ve artik cepheden ne yazik ki aci haberler de gelmeye baslamistir. Galatasaray Lisesi'nin ilk sehidi 119 Ahmet Refik (Nurullah Atac'in abisi), futbol takiminin ilk sehidi ise 848 Ali Idris olur. O aralar Galatasaray'in unlu futbolcusu Hasnun Galip'in de(Galatasaray kulup binasinin oldugu sokağa ismini veren kişi) cepheden olum haberi gelir ve hem kulup hem lise hem de futbol camiasi yasa bogulur. Bu arada Abdurrahman ve Yakup Robenson da Turk olmamalarina ragmen cepheye gitmek icin gonullu olurlar ve Abdurrahman Kafkas Cephesine, Yakup ise once Canakkale'ye oradan da Irak'a gonderilir. Her ikisi de sehit olur ve kaderin cilvesine bakin ki, Irak'a giden Yakup Robenson, Ingilizler tarafindan sehit edilir. Yasi daha kucuk oldugu icin savasa gitmeyen kucuk kardes Ahmet Robenson ise, Galatasaray futbol takiminin kalecisi olur ve daha sonra lisede beden egitimi ogretmenligi yapar. Turkiye'de izciligi kuran ve gelistiren kisi ve basketbolu Turkiye'ye getiren kisi olarak taninir. 1926 yilinda ise 1 yil sureyle Galatasaray kulubunun baskanligini yapar.

O yillarda 3 buyuklerin hepsi futbolcularini cepheye yollamislar ve bircok futbolculari sehit olmus. Sehit ve gaziler sebebiyle, 1916-1917 sezonunda Fenerbahce'nin 3 futbolcusu, Galatasaray'in 2, Besiktas'in ise 1 futbolcusu kalmis. 1915 ve 1916 yillarinda Galatasaray Lisesi sirasiyla 18 ve 4 mezun verebilmis. Fenerbahceli Arif Canakkale'den yani cepheden, Galatasaray derbisine yetismek icin at sirtinda Istanbul'a gelip macta oynayip, mactan sonra tekrar cepheye geri donmus ve sehit olmus. Besiktasli Kazim ise ayni zamanda bir sairmis, Canakkale'de sehit oldugunda ustunden kendi yazdigi su siir cikmis:

BEŞİKTAŞ MARŞI

Hayatı süsledik izharı ittihatla bugün,
Yolunda gençliğin ulvi değil miydi birleşmek.
Sebatı bayrağımız yaptık, İ'tilamız için...
Neticesiz ve boş olmaz, sebatla hiçbir emek.
Dakikalar bize bir nağbe nişad olsun,
Kulübümüzde müceddet nücumu mevc vursun
Bu kainat bize hep gıpta ediyor isar,
Biz 11 arkadaşız, lakin arkamız daha var.
Bu zevk alemi dar zannedip de aldanalım,
Vekar, hak gibi sakin, nezih ve saf olalım.
Fakat bu hal ile, kuvvet gibi cesur olalım.

Galatasaray'in eski amblemi: Gayin-Sin

Ahmet Robenson

Hasnun Galip

Fenerbahceli Arif

Monday, April 2, 2007

Ah Mazi...

Dayimdan birtakim topcularin kucukluk fotograflarinin oldugu bir e-mail geldi. Bazi fotograflarda topcularin kim olduklari yaziyor ama birkac tanesinde yazmamislar. Fotograflar asagidaki gibi.. Isimleri yazili olmayanlari dogru tahmin edenlere surpriz oduller var.















Thursday, March 29, 2007

Solo Test - Erkek miyim kadin miyim?

BBC'nin sitesinde ilginc bir test ile karsilastim.

http://www.bbc.co.uk/science/humanbody/sex/add_user.shtml

Insanlarin "SEX I.D."sini olcuyormus efendim bu test. Yani beynimizin nasil calistigi, ne olcude erkek gibi, ne olcude kadin gibi dusundugumuzu hesapliyor bir takim psikolojik testlerle.

Ne yazik ki sonuclari yorumlama kismi bence pek yeterli degil ama testler ve ne anlama geldikleri ilginc.

Ben butun testlerde (kadin, erkek) oldukca basariliydim, simdilik bu kadar soyleyeyim.

Friday, March 23, 2007

"Benim olucak Fistik.. Binicem ustune, vurucam kirbaci..."

Iste karsinizda Turk sinemasinin kult sahnelerinden birisi.. Kucuk antagonist Sisko Nuri'nin zirve yaptigi, filmin en can alici sahnesi.



Sisko Nuri'nin repliklerine lutfen dikkat:
- Babaaaaaaaaeeğ!!!
- Baba isteriiiiiiğğğm!!
- Benim olucak Fistik.. Binicem ustune, vurucam kirbaci, vurucam kirbaci (arada Sezercik "hayir" falan diyor) Nedenmis? Babam cok zengin benim cuvalla para verir gene de alir.
- Oh yaaaa (eliyle de "oh" hareketini yapmakta)

Salak Aysecik Sisko Nuri'nin butun planlarini bozmasa belki de Erol Tas'dan sonra, Turk sinemasinin en onemli kotu adami olacak cocuk.

Bu arada "Eric Cartman" karakterinin nereden esinlendigi de ortaya cikmis oluyor sanirim.

Tuesday, March 20, 2007

Liseli vardi ya ah o liseli...

Burhan Cacan'dan muhtesem bir yapit. Kipir kipir bir calisma (Kral TV vj'i laflari)..

Elbette hatirlayanlar olacaktir. Ramazan'da ezan okuyan bir abimiz olan Burhan Cacan nasil oldu da boyle bir sarki yapmis, cikmis soylemis, klip cekmis anlamak guc.

Sarkinin muhtesem ve lise onlerinde gezen abilerimizi derinden etkileyen sozleri su sekilde:
örükleri lule lule lule lule
gerdanı benzerdi güle beyaz güle
örükleri lule lule lule lule
gerdanı benzerdi güle beyaz güle
buluşurduk arzu ile istek ile liseli vardı ya ah o liseli
liseli vardı ya ah o liseli kısacık etekli dar elbiseli
liseli vardı ya ah o liseli lisenin en şirin o en güzeli
kirpikleri ,kaşı kara ,gözü kara
gerdanı benzerdi kara ,beyaz kara
buluşurduk arasıra arasıra
liseli vardı ya ah o liseli
liseli vardı ya ah o liseli
kısacık etekli dar elbiseli
liseli vardı ya ah o liseli
lisenin en şirin o en güzeli

Kliple ilgili tek diyecegim su: ulan gerizekalilar, kizdan ucunuz birden hoslaniyorsunuz ve ucunuz beraber takilip kizi tavlamaya calisiyorsunuz.. kiz ne yapabilir, ne bekliyorsunuz kizdan? Diger sebekler olmasa uzun boylu kumral cocugun gayet sansi var bence.

Eroin


Bu kitap kapagini belki de hatirliyorsunuzdur bir yerlerden. Ben kucukken servisteki abilerin ablalarin elinde gorurdum bazen bu kitabı. O zamanlar, herhalde kitabin ismi ve kapagi nedeniyle kitap beni bayagi huzursuz ederdi. Kitabi okumakta olan kisi icin ise "herhalde bu da eroinman, yazik" seklinde dusunurdum. Meger o yillarda bu kitap ve Kanat Guner'in yazdigi (kitap basilmadan asiri dozdan olmus kendisi) "Eroin Guncesi" oldukca populermis.

Benim yillar sonra bu kitabi alip (daha dogrusu Ali'ye aldirip) okumamin sebebi ise daha farkli. Bu kitapta anlatilan olaylar Berlin'de Zoo denilen muhitte gecmekteymis. Zoo dedigim yer icin de Ahmet Cihat'in oralar diyebiliriz. Kitabin orjinal ismi "Wir Kinder vom Bahnhof Zoo" imis. Saniyorum anlami yaklasik olarak "Biz; Zoo Istasyonu Cocuklari" olsa gerek. Ben de her gun metroya bindigimiz yer olan Zoo Istasyonu'nda bakalim neler oluyormus dedim. Hay demez olaydim. Kitap cok sarsici efendim, insanin keyfini kaciriyor. 12 yasinda esrar ceken, sonra hap kullanmaya baslayan ve 13 yasindayken eroine baslayan bir kiz cocugunun (Christiane F.) roportajlarindan derlenmis bir kitap. 13 yasindayken eroine baslamak zaten pek aklimin almadigi bir seyken kiz bir de eroin parasini kazanmak icin yine o yaslarda fuhus yapmaya basliyor.

Kitabi "vay anasini", "tovbe", "la havle"lerle anneanne gibi okuduktan sonra sanki ben eroin kullaniyormusum gibi bir endiseye kapildim. Ahmet Cihat sen de dolasma Zoo, Kurfurstendamm ve Kurfurstenstrasse gibi yerlerde. Hatta Teknik Universite'nin yemekhanesi neresiyse oralara da gitme, gozunu dort ac.

Monday, March 19, 2007

Tarihteki Delikanlilar - 3 - Ali Desidero

"Tarihteki Delikanlilar"in yeni bolumune hosgeldiniz sevgili okurlar. Bugun bu kosede ilk defa bir hayal kahramanini inceleyecegim. Kendisi MFO'nun bir sarkisinin kahramani olan Ali Desidero.

Ali Desidero bir hayal kahramani ama bu onun ne derece delikanli bir kisi oldugu ve ondan hepimizin ogrenecek cok seyi oldugu gercegini degistirmiyor. Oncelikle Ali abimizin ismini inceleyelim: "Desidero" italyancada "dilemek" fiilinin birinci tekil kisi icin cekilmis haline tekabul ediyor. Isim bu haliyle pek bir anlam ifade etmiyor ama Desidero ile Ali'nin yerlerini degistirirsek "Ali'yi diliyorum" gibi bir anlam cikiyor. Bu durumda goz kirpan smiley koyacagim mecburen ;). Ayrica Ali abimizin kendisine italyanca bir soyadi alabilmis olmasi cok delikanli bir hareket.

Simdi bakalim Ali Desidero sarkida nasil tanitiliyor:
bizim Ali pişpirik oynar MFO dinler maç seyreder
dedik ya abayı yakmış kıza bundan haberi yok kızın ama


Bu kadarcik bir tanitim bile bize Ali'nin delikanliligiyla ilgili bir cok ipucu veriyor. MFO dinlemesi mi desem yoksa kahvede kagit oynayip mac seyretmesi mi? Ama sanirim en onemli detay Ali abinin delikanlica bir platonik ask (asklarin en temizi) yasamasi. Bu arada kahvede kagit oynayip mac seyretmesini kiro bulanlar elbette olacaktir ama ilerleyen satirlarda gorecegiz durumun boyle olmadigini.

Hikayeyi bilen bilir ama ben yine de ozetleyeyim: Ali abimiz guzel bir kiza gonlunu kaptirir. Kizimiz iyi bir aile kizi oldugu gibi, hem guzeldir hem de entelektueldir. Elbette ki feminist bir kizdir metafizige de inanir ama bir kusuru vardir kizin o da biraz entel takilmasidir (entel dantel). Kizimiz degisik bir psikoloji icindedir: bir felsefe; idiotloji.

Buraya kadar umarim Ali'nin durumunu biraz olsun aciklayabilmisimdir. Aciklayamadigimi dusunerek hemen bir cumlelik ozet geciyorum: kahvede mac seyredip, kagit oynayan delikanli bir genc olan Ali, kendisinden cok farkli, ayri bir dunyanin insani olan bir gizemli guzele asik olmustur. "Ayri dunyalarin insani" safsatasini yikip atacak, bu cozumu imkansiz gibi gorunen denklemi cozecek kisi Ali'den baskasi degildir. Bu da sanirim Ali'nin ne kadar delikanli bir insan oldugunun kanitidir.

Hikayenin nasil devam ettigine bakalim isterseniz:
bizim Ali kahveden aynen kız oradan gelip gecirken
gözüne kestirip kafasına takıyor
bu benim diyor dokunanı yakarım!


Tabi ki abi.. helal olsun, yakisir sana.

Delikanli adamda bulunmasi gereken bir ozellik olan centilmenlik Ali'nin de en onemli ozelliklerinden birisi:
Ali kahvede oturup duruyor kızın gecmesini bekliyor
hatun kişi görününce köşeden MFO başlıyor aynen kasetten
matmazel mfö yü duyar duymaz bir an kendinden geciyor

ha bayıldı bayılacak derken Ali kızın elinden tutuyor (aslan abim)
Ali kıza bir klark çekiyor kahvedikiler ınının diyor (heyt be, yakisikli abi Ali abi, bir klarkla isi bitirdi vallahi. Kahvedekiler de hayran Ali abiye)
ınının ınının ınının ınınının ınının ınınııınııın

Simdi bizlere bir ders niteliginde olmasi gereken, kiz tavlama teknikleri geliyor Ali abiden:
kız "pardon" diyor "başım döndü, MFO yakar gönlümü"
"rica ederim gelebilir her genc kızın başına yardım edeyim size istersiniz
evinize götüreyim icabında"
"ay nasıl olur ben sizi hiç tanımıyorum ama
hem konu komşu ne der sonra merci giderim tek başıma hahah"
"olur mu ne önemi var" diyor oğlan
"yürüyelim işte ne çıkar bundan
hem sizinle de tanışmışız oluruz
hem konuşuruz şurdan burdan"

Efendiler demek ki neymis? Once adam olacakmisiz, dusunceli olacakmisiz, yardimsever ve durust olacakmisiz. Baskalari "oyle dusunur, ne der" demeyecegiz, tabulari yikacagiz ve devrimci olacagiz. Oyle menfaatci olmayacagiz, cakal olmayacagiz degil mi? Biraz da israrci olacagiz, ne istedigimizi karsimizdakine gosterecegiz, kararli olacagiz, ama bunu kararinda yapacagiz. Ah be Ali abi, senin gibi olamadik biz, senin gibi delikanlilar azaldi artik.

Tabi ki boyle bir delikanli karsisinda kiz da etkileniyor ama ne de olsa ayri dunyalarin insanlari ikisi, o yuzden kiz Ali abimizi genel kulturu hakkinda soyle bir yokluyor:
"ne kibar cocuk" diyor kız içinden "hem samimi hem vefalı yani
bir imtihan cekeyim şuna diyor serseri mi yoksa bir dahi mi"
diyor "felsefeyi sever misiniz" ali diyor "biz hep dönerciyiz"
"luther" diyor kız ,"machiavelli"
"şampiyon biziz "diyor ali "attığımız gollerden belli".

Yuru be Ali abi.. Bu nasil durustluk, bu nasil naiflik, bu nasil samimiyet? Hic kivirmiyor Ali abi. Ne anliyorsa o. Baskasi gibi olmuyor, kendi oluyor hem de unlu dusunur Tarkan'in onerdiginden kac yil once! Adamin delikanliligina 10 puan!

Kiz hala onyargilarini yikamamis durumda. Biraz kalin kafali olmasi muhtemel. Ne de olsa bu gercek hayat, oyle benzemiyor felsefe kitaplarini yutmaya. Ama Ali abim yilmiyor:
kız anlıyor ki dünyalar ayrı Ali'ye kibarca bir "bye bye"
Ali diyor "hay hay"
gözü parlıyor aniden kızın,"şeytan tüyü var bu hınzırın"
Ali anlıyor ki doğru yolda "hazırım" diyor buluşmaya
kız diyor ki "bu işler narin bugün olmaz ali belki yarın"

Burada gercek bir delikanlinin aski icin neler yaptigini goruyoruz. Gavurlarin "don't take no for an answer" dediklerinin nasil uygulanmasi gerektigini bir ders niteliginde goruyoruz. Tertemiz hisleri icin delikanlica bir mucadele veren Ali abiyi tebrik ediyoruz, yanaklarindan opuyoruz. Muhtemelen su anda kendisi bu hanimefendiyle evli ve 3 cocuk babasidir; Yengeye selamlar yolluyoruz, cocuklarin gozlerinden opuyoruz.

Bir "Tarihteki Delikanlilar"in daha sonuna geldik. Tekrar bulusana dek esen kalin efendim.

Elveda Fitik

20 veya 21 Ekim 2006'daki ilk tanismamizin ustunden neredeyse 5 ay gecmis. O gunlerde 2 kat asagi ranza tasimistik; o gunun bir hatirasisin sen bana fitik. Seni ilk gordugum an dun gibi aklimda.. Seninle beraber doktora gidisimiz, sonra tekrar gidisimiz, hatta sonra bir daha gidisimiz hepsi gozumun onunde. Senin sayende bir suru isten bile yirtmis olabilirim askerdeyken. Ahmet Cihat haric bircok arkadasimla bile tanistin fitik, hepsi de seni cok sevdi. Londra - Berlin gezimde eslik ettin bana, hic sesini cikarmadin butun gun yuruyup dolasirken oralari. Bir de sirt ustu yattıgımda geri yerine girip, yok olup saka yapman yok mu.. sonra hemen geri cikardin ama..

Butun bunlari unutmak kolay olmayacak fitik..

Ne yazik ki artik ayrilik vakti geldi fitik. Carsamba gunu sabahin erken saatlerinde, ufak bir operasyon neticesinde geldigin yere geri doneceksin ve her sey olmasi gerektigi gibi olacak. Yasandi bitti saygisizca fitik, bunu anlamalisin.

Elveda fitik... elveda...

NOT: 21 Mart sabahi ufak bir ameliyattan sonra fitiktan kurtulmus durumdayim. Hastanedeyken ziyaret eden, arayip soran herkese cok tesekkur ederim.

Thursday, March 15, 2007

Ali Desidero

Hayat dersleri veren bir sarki, dinleyin dinletin.

Tarihteki Delikanlilar - 2 - Clint Eastwood

Yeni bir "Tarihteki Delikanlilar" bolumune hosgeldiniz sevgili okurlar. Bugun size Clint Eastwood abimizin delikanliligini anlatmaya calisacagim.

Clint Eastwood abi icin eminim hepiniz "tabi ki delikanli adam, oynadigi rollerden, yonettigi filmlerden belli" diyor olabilirsiniz. Ama efendim bu hiçbir seyi kanitlamaz.. Nasil ki Ali Desidero "sampiyon biziz, attigimiz gollerden belli" diyor ve bu kosulun sampiyonluk getirmeyecegini dusunmuyorsa size nacizhane tavsiyem sizin benzer bir hataya dusmemenizdir (Ali Desidero - sarkidaki Ali - her ne kadar gercek bir karakter degilse de onu da ayri bir bolumde incelemeli). Nice yakisikli, karizmatik aktorler gercek hayatlarinda dayaklik tipler olabiliyor.

Clint Eastwood abimiz - herkesin ayni fikirde oldugunu dusunuyorum bu konuda - gencken de yasliyken de cok yakisikli bir abimiz. Ama yakisikligi simdiki standartlarda degil, cok karizmatik, cool (Turkcesi yok mu bunun) bir yakisiklilik. Bu sekilde yakisikli ve karizmatik bir kisi tabi ki delikanli olmak zorunda.. Simdi bunu kanitlayan gercekleri gorecegiz..

Kendisi 31 Mayis 1930 (ikizler burcu) San Francisco dogumlu, tipki Jack London gibi. Liseyi bitirnce gidip aslanlar gibi askerlik hizmetini yerine getirmis. Bana birini hatirlatti bu ozelligiyle... Askerlikten sonra film endustrisine adimini atiyor Clint abimiz ve ufak tefek filmlerde daha sonra da ulke capindaki bir tv dizisinde rol aldiktan sonra asil bombayi patlatiyor. Ne yapiyor? Gidip Sergio Leone'nin muthis western uclemesinde rol aliyor. Rolu tabi ki cok delikanli bir rol.. Kendisi "man with no name" ismiyle nam salmis bir silahsoru oynuyor. Tabi ki cekiyor emaneti, sagliyor adaleti. Bu roluyle kovboyseverlerin (?) gonlunde taht kuruyor ve o zamana kadarki kovboy anlayisini da yikiyor. John Wayne veya Red Kit gibi dusunceli, kibar bir kovboy degil de, acimasiz soguk ve net bir kovboy imaji olusturuyor.

Kitleler tarfindan taninan ve sevilen Clint abimizin parlak kariyeri tabi ki devam ediyor. Yeni bir seri olarak bu sefer Dirty Harry oluyor. Dirty Harry abimiz 44'luk magnum kullanan, emaneti cekip adaleti saglayan bir polis. Tabi ki yalniz calisiyor ve hicbir sucluyu affetmiyor ve hic tereddut etmiyor. Bu rolle bu sefer Clint abi, kult bir polis imaji ciziyor. Hani sert, acimasiz, kanun kural tanimaz polis ekolunu yaratiyor ve bu nice filmlere ve rollere yol acmis oluyor. Clint Eastwood'un devrim yaratan ve ilham kaynagi olan oyunculuk kariyeri tabi ki bu filmlerle sinirli degil. Alcatraz'dan Kacis ve the Eiger Sanction gibi baska onemli filmleri var ki, ikincisinin onemi ise bir kaya tirmanicisini oynamasi. Diyeceksiniz ki "ee nolmus? Sylvester Stallone'da bir dagciyi oynamisti". Fakat Clint abim dublor kullanmadan, kendisi oynuyor kaya tirmanma sahnelerinde. Meger kendisi bir kaya tirmanicisiymis.. Orumcek adam misali dimdik, gecit vermez kayalara tirmanirmis. Eh be kardesim bu kadar delikanlilik olur mu? Insan demez mi "dublor kullanalim dusup kafami kirmayayim sonucta ben unlu bir aktorum"? Delikanli adam demez efendim.

Clint abim oyunculuktan ote ayni zamanda cok onemli bir yonetmen ve yapimci. Hatta yonetmenligi oyunculugunun otesine bile gecmis olabilir. Az once onemli filmlerinde saymadigim iki filmi var; Unforgiven ve Million Dollar Baby.. bu filmlerde hep onayip hem de yonetmesine ragmen, ve iki filmde de en iyi oyuncu (yaniliyor da olabilirim) oscarina aday gosterilmesine ragmen bu iki filmde en iyi yonetmen olarak oscar aliyor. Yine hem oynayip hem yonettigi bir film olan, benim cok sevdigim ama muhtemelen pek bir onemi olmayan Perfect World filmi de vardir. Cine5'in onemli filmlerinden birisi olarak oynamisti yillar once. Bu arada Mystic River ve Letters from Iwo Jima filmleriyle de en iyi yonetmen dalinda oscara aday oluyor.

Clint abim tabi ki delikanliliklarina film endustrisi disinda da devam ediyor. Mesela kendisi yasadigi (zenginlerin ve sanatcilarin oturdugu) beldede belediye baskani olup, sokakta dondurma yeme yasagini iptal ediyor. Halk tabi ki bunu sevincle karsiliyor fakat yolda yururken yalamak suretiyle dondurma yemek ne derece delikanli bir hareket orasi hala birtakim platformlarda tartisilmakta. Ben yine de sorumlu oldugu halki sevindirecek bir karar aldigi icin bu hareketini delikanli bir hareket olarak algiliyorum.

Abimin bir diger ozelligi 5 ayri kadindan 7 tane cocugu olmasi. Masallah en kucuk cocugu Clint abim 66 yasindeyken dogmus ki, kendisini tebrik ediyorum, ellerinden opuyorum.

Bircok ozelligi bunyesinde barindiran Clint Eastwood ayni zamanda bir muzik tutkunu. Yalnizca dinlemiyor, kendisi de muzik yapiyor. Bazi filmlerinin muzigini kendisi yapmis, ozellikle jazz severmis.
Delikanli bir superkahraman olan Wolverine'in Clint Eastwood'dan esinlenerek cizildigini biliyor muydunuz? Biliyorsaniz da yazdim buraya.

Adamin delikanliliklari say say bitmiyor ama en nihayetinde her insanda bir kusur vardir. Clint abimin ufak bir kusuru kendisi cumhuriyetciymis. Ne yapalim olsun o kadar.


Wednesday, March 14, 2007

Achtung Achtung

Yorumsuz.

Tarihteki Delikanlilar - 1 - Jack London

Blogumda yeni bir seri baslatiyorum. Blog benim keyif benim o yuzden istedigimi yapabiliyorum. Bundan sonra, ara sira, aklima estikce, tarihteki "delikanli" kisileri inceleyecegim. Delikanlilik nedir, ne degildir konusunda bizlere bir fikir verebilmesi acisindan bu calismamin cok faydali olacagina inaniyorum, hayirli ugurlu olsun.

Konuyla ilgili ilk inceleyecegim isim Jack London. Amacim Jack London'in hayat hikayesini yazmak degil, zaten isteyen acar wikipedia'dan okur. Amacim Jack London'in neden delikanli bir adam oldugunu anlatmak.

Jack London 12 Ocak 1876'da San Francisco'da dogmus, 22 Kasim 1916'da rahmetli olmus, yani yaklasik 40 yil 10 ay yasamis. Ne kadar kisa bir sure oyle degil mi? Evet kisa ama bazen delikanlilik kisacik bir yasama bircok sey sigdirmaktan geciyor zaten. Bu durum icin baska bir ornek Buyuk Iskender olabilir mesela. 33 yasinda oldugunde, 3 kitada ucsuz bucaksiz topraklarin hakimiydi (her ne kadar ishalden olmesi delikanliyi bozacak bir hareket olsa da). Buyuk Iskender'i de ilerleyen bir "Tarihteki Delikanlilar" bolumunde inceleyeyim bari.

Oncelikle Jack London'in onemli ozelliklerinden birisi caginin en uretken yazarlarindan birisi olmasi. Muhtemelen edebiyat tarihindeki en uretken yazarlardan birisi ayni zamanda. Ayrica bu uretkenliginin bir sonucu olarak yazarlik yoluyla cok zengin olan ilk Amerikali yazar. Simdi "bu iyi bir sey mi?" diyeceksiniz.. Bunun iyi bir sey olup olmadigi tamamen perspektif meselesi. Tabi ki yazarligi gercekten sadece sanat icin, kitap yazmak icin yapan yazarlarin bakis acisina gore son derece sig bir sonuc ama Jack London abimizin durumu biraz farkli: Jack London babasi tarafindan terk edilmis, uvey babasinin soyadini almis, fakir bir cocukluk gecirmis (bizim Kucuk Emrah gibi), egitimini kendi kendine, kutuphanelerde kitap okuyarak elde etmis, 13 yasindan itibaren gunde 18 saate kadar en agir islerde calismis, teknelerde istiridye hirsizligi, sonrasinda sahil guvenlik devriyeligi, uzak yerlere giden gemilerde tayfalik, Alaska'da altin aramak gibi agir islerle ugrasmis - hikayeleri zaten gezdigi yerleri, yaptigi isleri, yasadigi hayati anlatir-. Jack London yazarligi kendisini bu hayattan kurtaracak bir is olarak gormus, belki de o yuzden bu kadar uretken olabilmis. Hicbir egitimi olmamasina ragmen, kutuphanelerde okudugu kitaplarla kendini egiten bir insanin kendine bu kadar guvenmesi, sifirdan kendini yazar yapmasi delikanlilik degildir de nedir? Martin Eden adli romaninda bu surec anlatilir.

Calistigi agir islerin, agir kosullarin dogal bir sonucu olarak sosyalist olmus Jack London agabey. Gencken daha bireyci bir insanmis, gencliginin verdigi gucle her turlu agir iste durmadan, yorulmadan calisip dururmus ama toplumun alt kademesiyle daha da icli disli olunca, ve hicbir seyin degismedigini gorunce icindeki umut ve bireycilik yok olmus yerini devrimcilige birakmis. Jack London abim hic bununla yetinir mi? Yetinmez tabi.. Aktif siyasete atilmis, particilik yaptigi genclik gunlerinden, Oakland belediye baskanligi icin secimlere girdigi, sosyalizm konferanslari vermek icin ulkeyi gezdigi daha zengin oldugu zamanlara kadar hep aktif bir devrimciymis. Tabi ki her devrimci gibi o da bir zaman sonra durulmus ama bu durulmus haliyle bile Amerika'daki sosyalist hareketlerin ilham kaynagi ve devrimcilerin kahramani olmus.

Rahmetli tipki benim gibi boksu cok severmis. Benden farkli olarak ise amator olarak boksla ilgilenirmis ve onemli maclar icin yorumlar yazarmis.

Abimizin bir kusuru hafiften irkci bir yapisi olmasiymis. Beyaz irkin ustunlugunu savunurmus kendisi.

Onemli eserlerini; Vahsetin Cagrisi, Beyaz Dis, Martin Eden, Ay Vadisi, Deniz Kurdu, Ates Yakmak olarak sayabilirim.

Analar ne evlatlar doguruyor.

Bir sonraki "Tarihteki Delikanlilar" kosemde Clint Eastwood ile karsinizda olacagim, o zamana dek esen kalin efendim.

Friday, March 9, 2007

Bakis Acisi

Eskiden, daha gencken, nasil anlatayim boyle daha heyecanli ve daha toyken, insanlarin nasil benimle ayni fikirde olmadiklarina cok sasirirdim. Hatta bu durum beni sasirtmaktan ote kimi zamanlar gercekten kizdirirdi.

Simdi insanlarin benimle ayni fikirde olmamalarina biraz daha alistim. Eskisi kadar sasirmiyorum ya da sinirlenmiyorum. Yas ilerledi, olgunlastim, bir de asagidaki gibi ornekler sagolsun bakis acisi nedir, perspektif nasil bir seydir ogrendim:

"I don`t think this was a waste of public money. I think it is marvelous that the government is prepared to think outside the box. And this is as outside as it gets."
Former head of U.K. Ministry of Defense UFO research program Nick Pope, on the release of documents showing that the British government recruited psychics to try to find Osama bin Laden in 2002.

Newsweek dergisinden alintidir.

Not: Adamin UFO arastirma programi sefi olmasina dikkat cekerim.