Showing posts with label Edebiyat. Show all posts
Showing posts with label Edebiyat. Show all posts

Wednesday, January 13, 2010

Macavity: The Mystery Cat

Bilenler biliyor, yasadigim sokak kedi dolu.. Her boyda, her renkte, her tipte sokak kedisi, ev kedisi, evden kacma sokak kedisi, bir suru kedi dolasiyor ortalikta..

Kedilerden bir tanesi T.S. Eliot'un "Macavity: the Mystery Cat"in aynisi; sarman, pis bir kedi.. Ne zaman gorsem bir cakallik, yaramazlik pesinde.. Sabah evin onundeki copten firlayip onumdeki kadincagizi korkudan bayiltacakti.. Diger kedileri de orgutlediginden emin gibiyim..

Macavity: The Mystery Cat

Macavity's a Mystery Cat: he's called the Hidden Paw--
For he's the master criminal who can defy the Law.
He's the bafflement of Scotland Yard, the Flying Squad's despair:
For when they reach the scene of crime--Macavity's not there!

Macavity, Macavity, there's no on like Macavity,
He's broken every human law, he breaks the law of gravity.
His powers of levitation would make a fakir stare,
And when you reach the scene of crime--Macavity's not there!
You may seek him in the basement, you may look up in the air--
But I tell you once and once again, Macavity's not there!

Macavity's a ginger cat, he's very tall and thin;
You would know him if you saw him, for his eyes are sunken in.
His brow is deeply lined with thought, his head is highly doomed;
His coat is dusty from neglect, his whiskers are uncombed.
He sways his head from side to side, with movements like a snake;
And when you think he's half asleep, he's always wide awake.

Macavity, Macavity, there's no one like Macavity,
For he's a fiend in feline shape, a monster of depravity.
You may meet him in a by-street, you may see him in the square--
But when a crime's discovered, then Macavity's not there!

He's outwardly respectable. (They say he cheats at cards.)
And his footprints are not found in any file of Scotland Yard's.
And when the larder's looted, or the jewel-case is rifled,
Or when the milk is missing, or another Peke's been stifled,
Or the greenhouse glass is broken, and the trellis past repair--
Ay, there's the wonder of the thing! Macavity's not there!

And when the Foreign Office finds a Treaty's gone astray,
Or the Admiralty lose some plans and drawings by the way,
There may be a scap of paper in the hall or on the stair--
But it's useless of investigate--Macavity's not there!
And when the loss has been disclosed, the Secret Service say:
"It must have been Macavity!"--but he's a mile away.
You'll be sure to find him resting, or a-licking of his thumbs,
Or engaged in doing complicated long division sums.

Macavity, Macavity, there's no one like Macacity,
There never was a Cat of such deceitfulness and suavity.
He always has an alibit, or one or two to spare:
And whatever time the deed took place--MACAVITY WASN'T THERE!
And they say that all the Cats whose wicked deeds are widely known
(I might mention Mungojerrie, I might mention Griddlebone)
Are nothing more than agents for the Cat who all the time
Just controls their operations: the Napoleon of Crime!

Bu arada, T.S. Eliot, Cats müzikalinin temel aldigi, kedilerle ilgili siir kitabının yazarı.. Bu vesileyle Andrew Lloyd Webber'a da selam olsun.. Baska bir yazida da ondan bahsederim..

Sunday, October 28, 2007

Hipi Edebiyatci

Oncelikle is guc, hayat kavgasi, ekmek mucadelesi derken, yavrum gibi sevdigim, benim ic buhranlarimi, icimde kopan firtinalari yansitan biricik blogumdan uzun bir sure ayri kaldim. Bundan sonra canim blogumu boyle ihmal etmeyecegim. Ihmal edersem beni uyariniz, hatta beni rencide ediniz.

Is hayati iyi hos ama dusununce -kendi isini yapmiyorsan eger- birilerinin daha iyi bir yere gelmesinin senin uzerinde olumlu etki yaratmasi ihtimali icin calisiyorsun.

Bu derin tespitimin uzerine hipi bir edebiyatci olmaya karar verdim. Herkesin haberi olsun. Hipi olmak icin biraz cabalamam gerekecek cunku ne yazik ki yapi itibariyle huysuz, huzursuz, paranoyak vs. bir kisiyim ve hipilik icin onkosul olan birtakim ozelliklere sahip olmadigim bariz. Ama caba gosterecegim.

Edebiyatci olma kismina gelince o konuda calismalara basladim bile! Erken ronesans doneminin bircok basyapita ilham kaynagi omus onemli eserlerini okumaya basladim. Boccacco'nun Decameron'u olsun, efendime soyleyeyim, Geoffrey Chaucer'in Canterbury Hikayeleri olsun, Dante'nin İlahi Komedyasi olsun hepsini aldim. Bunlar biter bitmez ronesans eserlerine, ondan sonra aydinlanma cagina, sonra romantiklere, sonra da modern edebiyata gececegim. Metodik bir insan olarak, once altyapimi gelistirmem gerek diye dusundum. Kritiklere, yorumlara henuz girismeyecegim, haddimi bilecegim. Bu arada metodik olmak da hipilik icin uygun bir ozellik olmasa gerek, daha ziyade spontane olmak gerek sanki.

Yazinin basinda is hayati demisken, cuma gunu sirkette happy hourda viskileri arka arkaya cakarken patron soyle bir laf etti:

"Seckin, haftaya ofiste olmayacagim, yurtdisindayim.. donunce seninle bir konusalim" (ta obur pazartesiden bahsediyor)

Acaba ne diyecek adam.. belki de happy hourda fazla dagittim farkinda olmadan, o konuda uyaracak ya da maasima zam yapacak, belki de kovacak. Hayirlisi bakalim.

Is hayatiyla ilgili olarak, kendime Pink Floyd'dan Welcome to the Machine isimli parcayi armagan ediyorum. Boyle de asiyim, isyankarim.


Monday, April 30, 2007

Mezbaha No. 5 - Slaughterhouse 5

Aysenaz Kurt Vonnegut ile ilgili bir seyler yazmis, benim de aklimda AhmetCihat'in tavsiye ettigi Kurt Vonnegut'un Mezbaha No. 5 adli romaniyla ilgili bir seyler yazmak vardi. Firsat bu firsat iki kelam da ben edeyim.

Kitapta zamandan kopuk, bagimsiz bir adamin (Billy Pilgrim) hayati anlatiliyor, olaylar 2. Dunya Savasi'nin sonunda Dresden'in bombalanmasi ekseninde donuyor. Billy Pilgrim zamanda yolculuk yapabilen, daha dogrusu kendi yasantisinda istedigi ana gidebilen, zamani duz bir cizgi gibi degil de daha ziyade katman olarak gorebilen bir adamdir, bunu da bir sureligine esir alindigi uzaylilardan, Tralfamadorlulardan ogrenmistir.

Kitabin konusuna bakip da "neymis bu kardesim", "boyle abidik gubidik kitap mi olur" demeyin efendim. Bundan 60 yil oncesi icin gecerli olup hala gecerliligini koruyan duruma ve bakis acisina cok saglam bir elestri getiriyor.

Kitapta bahsedilen cok ilginc fikirler var, birkacini elimdeki Turkce cevirisinden yazayım:

Billy'nin muayenehanesinde asili dua:

Tanrım,
Degistiremeyecegim seyleri kabul etmek için dinginlik,
degistirebilecegim seyleri degistirmek icin cesaret,
aradaki farki anlamak icin de bilgelik ihsan eyle bana.

Bilim kurgu yazari Kilgore Trout'un bir kitabinda uzaylilarin yaptigi Incil yorumu:

... Ama aslinda Inciller sunu ogretmekteydi:
Birini oldurmeden once, arkasinin saglam olmadigindan kesinlikle emin olun. Hadi gecmis olsun.

Tum bu Isa hikayelerindeki sakatlik, diyordu uzaydan gelen ziyaretci, Isa'nin pek oyle gorunmese de, aslinda "Evrendeki en kudretli varlığın oğlu" olmasidir. Okurlar bunu anliyorlardi, onun icin de carmiha gerilme olayina geldiklerinde dogal olarak soyle dusunuyorlardi:

Eyvah... linc etmek icin bu kez kesinlikle yanlis adami sectiler!

Ve bu dusunce beraberinde bir digerini akla getiriyordu: "Linc edilmesinde sakinca olmayan insanlar da var." Kim peki bunlar? Arkasi pek saglam olmayanlar. Hadi gecmis olsun.

Ve son olarak evrenin sonunu onceden bilen Tralfamadorlularin konuyla ilgili yorumu:

Pilot o dugmeye her zaman basti ve her zaman da basacak. Biz isine hicbir zaman karismadik, hicbir zaman da karismayacagiz. Cunku o an, bu sekilde yapilandirilmistir.

Yeter bu kadar gevezelik... En iyisi ben cekileyim kenara da ilgilenenler kitabi alip okusunlar. Stanley Kubrick agabeyimizin 2001: A Space Odyssey filmi ile ilgili dedigi gibi: "You're free to speculate as you wish about the philosophical and allegorical meaning of the film."

Kurt Vonnegut

11 Kasim 1922 - 11 Nisan 2007

Bu yazi vesilesiyle Kurt Vonnegut'un bundan 19 gun once oldugunu ogrenmis bulunuyorum, mekani cennet olsun. So it goes.

Wednesday, March 14, 2007

Tarihteki Delikanlilar - 1 - Jack London

Blogumda yeni bir seri baslatiyorum. Blog benim keyif benim o yuzden istedigimi yapabiliyorum. Bundan sonra, ara sira, aklima estikce, tarihteki "delikanli" kisileri inceleyecegim. Delikanlilik nedir, ne degildir konusunda bizlere bir fikir verebilmesi acisindan bu calismamin cok faydali olacagina inaniyorum, hayirli ugurlu olsun.

Konuyla ilgili ilk inceleyecegim isim Jack London. Amacim Jack London'in hayat hikayesini yazmak degil, zaten isteyen acar wikipedia'dan okur. Amacim Jack London'in neden delikanli bir adam oldugunu anlatmak.

Jack London 12 Ocak 1876'da San Francisco'da dogmus, 22 Kasim 1916'da rahmetli olmus, yani yaklasik 40 yil 10 ay yasamis. Ne kadar kisa bir sure oyle degil mi? Evet kisa ama bazen delikanlilik kisacik bir yasama bircok sey sigdirmaktan geciyor zaten. Bu durum icin baska bir ornek Buyuk Iskender olabilir mesela. 33 yasinda oldugunde, 3 kitada ucsuz bucaksiz topraklarin hakimiydi (her ne kadar ishalden olmesi delikanliyi bozacak bir hareket olsa da). Buyuk Iskender'i de ilerleyen bir "Tarihteki Delikanlilar" bolumunde inceleyeyim bari.

Oncelikle Jack London'in onemli ozelliklerinden birisi caginin en uretken yazarlarindan birisi olmasi. Muhtemelen edebiyat tarihindeki en uretken yazarlardan birisi ayni zamanda. Ayrica bu uretkenliginin bir sonucu olarak yazarlik yoluyla cok zengin olan ilk Amerikali yazar. Simdi "bu iyi bir sey mi?" diyeceksiniz.. Bunun iyi bir sey olup olmadigi tamamen perspektif meselesi. Tabi ki yazarligi gercekten sadece sanat icin, kitap yazmak icin yapan yazarlarin bakis acisina gore son derece sig bir sonuc ama Jack London abimizin durumu biraz farkli: Jack London babasi tarafindan terk edilmis, uvey babasinin soyadini almis, fakir bir cocukluk gecirmis (bizim Kucuk Emrah gibi), egitimini kendi kendine, kutuphanelerde kitap okuyarak elde etmis, 13 yasindan itibaren gunde 18 saate kadar en agir islerde calismis, teknelerde istiridye hirsizligi, sonrasinda sahil guvenlik devriyeligi, uzak yerlere giden gemilerde tayfalik, Alaska'da altin aramak gibi agir islerle ugrasmis - hikayeleri zaten gezdigi yerleri, yaptigi isleri, yasadigi hayati anlatir-. Jack London yazarligi kendisini bu hayattan kurtaracak bir is olarak gormus, belki de o yuzden bu kadar uretken olabilmis. Hicbir egitimi olmamasina ragmen, kutuphanelerde okudugu kitaplarla kendini egiten bir insanin kendine bu kadar guvenmesi, sifirdan kendini yazar yapmasi delikanlilik degildir de nedir? Martin Eden adli romaninda bu surec anlatilir.

Calistigi agir islerin, agir kosullarin dogal bir sonucu olarak sosyalist olmus Jack London agabey. Gencken daha bireyci bir insanmis, gencliginin verdigi gucle her turlu agir iste durmadan, yorulmadan calisip dururmus ama toplumun alt kademesiyle daha da icli disli olunca, ve hicbir seyin degismedigini gorunce icindeki umut ve bireycilik yok olmus yerini devrimcilige birakmis. Jack London abim hic bununla yetinir mi? Yetinmez tabi.. Aktif siyasete atilmis, particilik yaptigi genclik gunlerinden, Oakland belediye baskanligi icin secimlere girdigi, sosyalizm konferanslari vermek icin ulkeyi gezdigi daha zengin oldugu zamanlara kadar hep aktif bir devrimciymis. Tabi ki her devrimci gibi o da bir zaman sonra durulmus ama bu durulmus haliyle bile Amerika'daki sosyalist hareketlerin ilham kaynagi ve devrimcilerin kahramani olmus.

Rahmetli tipki benim gibi boksu cok severmis. Benden farkli olarak ise amator olarak boksla ilgilenirmis ve onemli maclar icin yorumlar yazarmis.

Abimizin bir kusuru hafiften irkci bir yapisi olmasiymis. Beyaz irkin ustunlugunu savunurmus kendisi.

Onemli eserlerini; Vahsetin Cagrisi, Beyaz Dis, Martin Eden, Ay Vadisi, Deniz Kurdu, Ates Yakmak olarak sayabilirim.

Analar ne evlatlar doguruyor.

Bir sonraki "Tarihteki Delikanlilar" kosemde Clint Eastwood ile karsinizda olacagim, o zamana dek esen kalin efendim.